Ümmetin Yetimleri: Uygur, Tatar, Kafkaslar

Ümmet, İslam toplumunun tamamını ifade eden bir kavram. Ümmet, kelime olarak bir anneden doğan çocuklara verilen isimdir. Daha sonra İslam inancına sahip herkesi içine alan bir anlama kavuşmuştur.

Buna rağmen siyasi İslamcı geçinen bazı kafalarda Ümmet kavramı Arap merkezlidir. Ümmet olmayı Araplaşmayla bir tutarlar, bu nedenle Filistin davasına gösterdikleri ilgiyi Doğu Türkistan, Tatar, Çerkes, Kuzey Kafkas halklarının davasına göstermezler. Bu çok sığ Arap Milliyetçiliğini savunan bir görüştür.

Ümmetin Yetimi Mazlumu Uygurlar

İslam Ümmetinin yetimlerinden olan Uygur müslüman Türklerinin bugün nüfusları büyük Çin katliam ve soykırımlarına rağmen 35 milyonu geçmektedir, büyük çoğunluğu, %99’dan fazlası Sünni Müslümandır.

Uygur Müslüman Türkleri

Uygurlar, Uluğ Türkistanın en kadim Türk boyudur. Uygurları diğer Türk boylarından farklı kılan kendilerine has özellikleri vardır. Türk tarihinde ilk şehircilik, Mimarlık, din ve kültürünün temellerini atmışlar, aynı zamanda modern tarım yapmışlar ve tarihi ipek yolunun ilk Kervancıları ve tüccarları olarak tarihe geçmişlerdir. Türk tarihinde ilk defa şehir ve kasabalar kurmuş ve ilk Türk mimari eserlerini inşa etmişlerdir. Şehir hayatı ve kültürünü başlatmışlardır. Doğu Türkistan topraklarında kurulan ilk İslam cumhuriyetini Uygurlar 12 Kasım 1932’de kurdular.

Doğu Türkistan İslam cumhuriyetinin kurucuları

Uygurların, İslamla tanışması 840’lı yıllarda başlar. 932 yılında Karahanlılar döneminde. Karahanlılar devletinin prenslerinden ve Karahanlı Hükümdarının üvey oğlu Satuk Buğra, bir gece rüyasında peygamberimizi görür; Peygamber Efendimiz kendisini İslama davet eder. Sabah uyandığında da Müslüman olur. Abdülkerim ismini alır Satuk Buğra. Kaşgar’da bulunan 300 Budist tapınağını Camiye çevirir. Daha sonra Tarım bölgesindeki Uygur şehirlerine seferler düzenler ve bu bölgelerın de Müslüman olmalarını sağlar. Bu dönemde Türkistan’daki Türk kavimlerinin büyük bir kısmı İslam dinini kabul ederek “İslam Medeniyeti” içerisinde bütünleşmişlerdir. Bununla beraber Uygur Medeniyeti İslam Medeniyeti ile birleşerek “Uygur İslam Medeniyeti” adı verilen tarihi gelişme süreci başlamıştır. Bu dönemde Kaşgar şehri Karahanlı sülalesinin dini, siyasi ve kültürel bir merkezi olarak tarihe geçmiştir.

Satuk Buğra’nın İslam’ı kabul etmesinin ardından 932 -1216 yılları arasındaki dönem Doğu Türkistan’ın altın devri olarak bilinir. Medreseleri ve öğretim kurumları ile ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri misafir etmiş, tarihe yön veren devlet ve bilim adamları yetiştirmiştir.Karahanlılar döneminde “İkinci Buhara” olarak anılan tarihi şehir Kaşgar’daki “Hanlık Medresesi” Saciye Medereseleri, “Eydgah Medresesi”, “Oda Aldı Medresesi”, “Beglik Medresesi”, “Çarsu Medresesi” ve “Meyve Pazarı Medresesi” gibi yüksek bilim ve eğitim kurumları bu devirde kurulmuş ve günümüze kadar gelen bilim yuvalarıdır. Bunlardan Kaşgar’daki yüksek öğretim konumunda olan “Saçiye Medresesi”, ”Hamidiye Medresesi”, “Mahmudiye Medresesi” gibi medreseler, yalnız Uygur Türkleri’nin değil, Türk-İslam aleminin de önemli kültür ve eğitim merkezlerinden biri olarak kabul edilir.

Uygurların anavatanı Doğu Türkistan’da Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Selçuklular, Saidiler İslam’ın bayrağı altında devlet kurup, Türk-İslam uygarlığının en güzel örneklerini vermiş ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Mahmut Gaznevi, Abdülkerim Satuk Buğra, Timur, Selçuk Bey, Babürşah, Melikşah gibi büyük devlet adamları da bu topraklarda yetişen değerli isimlerdendir. İmam Buhari, İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Ebunasril Farabi, Fergani, Zimahşeri, Sekkaki gibi eserleri ile İslam kütüphanelerini zenginleştiren, dünya bilim adamlarına yol gösteren bilginler de bu toprakların evlatlarıdır. Ayrıca Divan-ı Lügat-it Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hacib, Atebet’ül Hakayık adlı dev eserin sahibi Ahmed Yüknek gibi dünya tarihine kültür hazineleri ile yazılan isimler de Türk-İslam uygarlığının beşiği olan bu topraklarda yaşamıştır.

Bu Doğu Türkistanlı alimler Doğu Türkistan’ın İslam ve Türk dünyası için taşıdığı değeri ortaya koyması açısından büyük önem taşır.Mazisi böyle muhteşem bir Türk boyunun özellikle son yüz yılda başına gelenler hem üzücü hem de düşündürücüdür. Çin işgalinden bu yana 60 milyon(?) Müslüman Türk hayatını kaybetmiştir.

Çin – Han şovenizmi, en fanatik dönemini komünist diktatör Mao’nun 1966–1976 yılları arasında uygulattığı Kültür Devrimi esnasında yaşadı. Camiler yıkıldı, toplu ibadet yasaklandı, Kuran kursları kapatıldı ve bölgeye yerleştirilen Çinliler Müslümanları taciz etmek için her yolu denediler. Okullarda dinsizlik propagandası yapıldı. Ayrıca bütün iletişim araçları vasıtasıyla insanların dinden soğutulmaları için yoğun çaba harcandı. Dini ilimlerin öğrenilmesi ve dini bilgilere sahip öncü kişilerin halkı eğitmeleri ise tamamen yasaklandı. Buna rağmen halkın İslami kimliği yok edilemedi.

Günümüzde Müslüman halka uygulanan sindirme ve baskı yöntemlerinden biri ise eğitim alanında kendini göstermektedir. Bölgedeki üniversitelerde eğitim Çince’dir. Bu üniversitelerde okumasına imkan tanınan Müslüman öğrencilerin oranı ise ancak %20’dir. Ekonomik güçlükler ise, Müslüman halkın eğitim seviyesini düşüren önemli bir etkendir. Çince eğitim yapan orta dereceli okullar gelişmiş imkanlara sahipken, Uygur okullarında sıra bile bulunmamaktadır. Okullarda din dersi programlarının esası ateizm üzerine bina edilmiştir.Otuz yılda dört defa alfabelerinin değiştirilmiş olması da yine bölgedeki Müslümanlara yapılan asimilasyon uygulamalarının bir parçasıdır. Mao, kültür devrimine rağmen Çin alfabesine dokunmazken, Uygur alfabesini İslam harflerinden Kirilce’ye çevirmiştir. Bir müddet bu alfabe kullanıldıktan sonra Latin harflerine geçilmiş, ancak bu defa da Türkiye ile kültür köprüleri kurulmasın diye tekrar İslam harflerine dönülmüştür. Alfabe ile bu kadar sık oynamanın nesiller arası anlaşmayı ne kadar zor bir hale getireceği ise açıktır.2 milyona yakın Uygur Müslüman, Çin işgalcilerinin Doğu Türkistandaki Nazi kamplarına koyulmuş, ağır şartlar yüzünden çok sayıda şehit olan vardır. Müslüman Uygur çocukları Çin sömürge yönetimi tarafından ailelerinden zorla alınarak, çocuk yetiştirme merkezlerinde Çinlileştirme operasyonlarına maruz bırakılarak dininden, kimliğinden kültüründen koparılıyor. ‘Kardeş Aile’ projesi adı altında her Doğu Türkistanlının evine bir Çinli erkek yerleştirerek namus ve iffetlerimizi tarumar ediliyor.Müslüman Uygur kızları Çinli erkeklerle evlenmeye zorlanmakta namusları kirletilmektedir.Yeni doğan Uygur çocuklarına Müslüman ismi koymak yasaklandı.Han-Çin milliyetçiliği üzerine inşaa edilen Çin halk cumhuriyeti Uygurlara karşı soykırım, tehcir ve asimilasyon politikalarını uyguladı. Doğu Türkistan coğrafyasındakı bütün isimler değiştirildi, Uygur Türkçesinde yazmak, ana dilde eğitim Çinin anayasında yer alan Sözde özerklik yasasında yer almasına rağmen yasaklandı. Kızıl Faşist Maoculukla, Han-Çin milliyetçiliği karışımı Nazist Çin ideolojisi Kadim Türk yurdu Doğu Türkistanın ismini Sincan(Xiang)adıyla değiştirerek bilimsel temellere dayanmayan bu safsatayı yaymaya çalıştı. Uygurlar bir kaç satılmış isim dışında Özerk bölge yönetimine alınmadılar.

Türkiye’de ve İslam Dünyasında Filistin’de yaşanan insanlık suçlarına haklı olarak tepki gösteren İslami çevreler Doğu Türkistan konusunda üç maymunu oynamaları şaşırtıcı. Sanki onların isimlendirmelerinde yer alan Uygur veya Uygur Türkü adlandırmasına alerji duyarmışçasına!İslam coğrafyasında kendilerini ümmetçi diye isimlendiren çevreler ilk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar Devletinin kurulduğu coğrafyada yaşayan Müslüman Uygurların yok edilişlerine hiçbir tepki göstermiyor. bugün 3 milyona yakın Uygur Çinin Toplama kampı denen Nazi Kamplarında tutulmaktadır. İslam Ülkelerinden Çini kınayan tek bir ses yoktur. Hepsi Çinle ticarı, siyası, askeri ilişkilerini geliştirme peşinde olup, Müslüman Uygurların feryartlarına kullaklarını tıkamışlardır.Bu sözde Ümmetçilerin büyük çocuğunluğu Müslüman coğrafyayı Arap dünyasıyla sınırlı gören miyop bir bakış açısına sahiptirler.. Sanki diğer milliyetlerden gerçek Müslüman olamazmış gibi!

ÜMMETİN YETİMİ TATARLAR

Ruslar, tarihin en utanmaz halklarındadır. Rus tarıhı soykırımlar tarihidir.Buna rağmen Sözde Ermeni soykırımını utanmadan tanımışlardır.

Çünkü Ermenistanı kuran ve Ermeni çetelerini Müslüman Türk ve Kuzey Kafkas halklarına karşı cinayelerde kullandıkları için. Tatarlar, Türk kökenli Müslüman bir halk olup, Sünni Müslümandırlar.

Tatar kelimesi bir genellikle İdil-Ural bölgesindeki Kazanlılar ve Kırımlılar için kullanılır. Çarlık Rusya’sından bu yana Rusya’nın insan hakları karnesi katliamlarla doludur.

Dünyada en çok soykırım yapan millet Ruslardır. Rusların Türkler üzerinde yaptığı soykırımı, Çarlık Rusyası, Komünist Rusya ve Kapitalist Faşist Rusya diye 3 devreye ayırabiliriz:

Rusların Tatarlara yaptığı soykırımını üçe ayırırız İdil Ural Kazan Tatarlarına yapılan soykırım, Kırım Tatarlarına yapılan soykırım, Nogaylara yapılan soykırım diye..

TATARİSTAN’IN FETHİ, KAZAN SOYKIRIMI

Rus Çarı Korkunç İvan (1530-1584) bulunduğu 150.000 kişilik Rus ordusu tarafından işgal edilmiş ve insanlık tarihinin en facialı-en kanlı Tatar soykırımı gerçekleştirilmişti. Erkek-kadın-çocuk demeden 30 000 kişilik Kazanlı Tatar kılıçtan geçirilip, şehir büsbütün Tatardan arındırılmıştı. Kazan hanı kahraman Süyun Bike hatunu ve yüz binlerce Tatar yiğidini kılıçtan geçirdiler. Yine yüz binlerce Türk’ü doğuya sürdüler.

Bir kısım Müslüman Tatarları zorla Hristiyan yapıp, vaftiz ettiler. Bunlar Kreşin Tatarlarıdır. Rus yazar Turgenyev’in Kreşin Tatarlarından geldiği bilinmektedir. Etnografik ve dil bakımından Kreşinleri yedi gruba ayrılırlar; Molkeev, Batı-Kam, Elabıug, Mengel, Bakalin, Nogaybek, Çittopol

Rus siyasetinin Tataristan’da iki temel amacı vardır: “İŞGAL” ve “RUSLAŞTIRMA”.

1552’den beri sürdürülen bu siyaset günümüzde farklı yöntemler uygulanarak hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. 1552 Kazan Hanlığı’nın Ruslar tarafından işgali sonrası zorla Hıristiyanlaştırma yoluyla Ruslaştırma siyaseti yürütülmüştür. Ruslar, işgal ettikleri topraklara bir ellerinde haç diğer ellerinde kılıçla gelmiştir. Hıristiyanlığı kabul edenler bolca ödüllendirilmiş, imtiyaz sahibi olmuştur. Hıristiyanlığa karşı direnenler ise kılıçtan geçirilmiştir. Çarlık Rusya’sı yıkılıp yerine Sovyetler geldiğinde bu sefer Rus dilli “tek tip insan” yaratma siyaseti yürütülmüştür. Siyasette makam sahibi olmanın yolu “medeniyet dili olan” Rusça konuşmaktan, Rus kadın veya erkekle evlenmekten, yani “Ruslaşmak”tan geçmiştir. Şunu da belirtmekte yarar var, milyonların katili diktatör Stalin bile Tatar okullarını yasaklamamıştır. O dönem Tatar okullarının sayısı %8’e kadar inmiştir. Günümüzde Ana Dil’de eğitim yasaklandı, şimdi ise Ana Dil eğitimi yasaklanmaya çalışılıyor. Bunun tek bir amacı vardır, Kazan Tatarlarını “dilsiz” bırakarak Ruslaştırarak dilinden koparıp, Ruslaştırıp, Hristiyan Ortodokslaştırarak Ruslaştırma Siyasetidir. Hiç Bir İslam Ülkesi Rusyanın Müslüman Idıl Ural(Kazan) Tatarlarına yaptığı bu Kültürel ve dinsel soykırıma sesini çıkartmamaktadır. Acaba neden Tatarlar Türk kökenli Müslüman oldukları için Ümmetten sayılmıyorlar mı?

1944 KIRIM TATAR SOYKIRIMI

Kırım Tatar Türkleri, başkent Bahçesaray olmak üzere Müslüman Türk kimliği ile bölgede varlığını sürdürmüştür. Osmanlı Devleti’nin üst hâkimiyetinin tanınmasından sonra da “Hanlık” olarak yönetilen ve çok stratejik bir konumda olan Kırım, gerek iklim ve doğa koşulları gerekse verimli toprakları ve jeopolitik konumundan dolayı tarihin her döneminde göz önünde olmuştur. Bu sebeple Kırım Tatar Türkleri, geçen yüzyıllar içerisinde hiçbir zaman rahat yüzü görmemiş; özellikle 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile başlayan dönemde, Rusların acımasız sürgün ve yok etme politikalarına maruz kalmıştır.

1917’de kurulan Sovyetler Birliği döneminde ise gerek Türkistan’da gerekse Sovyet Rusya sınırları içinde yer alan diğer Türk yurtlarına uygulanan yaptırımlardan, Kırım Türkleri de çok ağır şekilde etkilenmiştir. Bunun en acımasız örneği, 1944 yılında yaşanmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında, yaklaşık 423 bin Kırım Tatar Türkü, Sovyet Diktatör Stalin’in emriyle 18 Mayıs 1944 tarihinde, bebek, çocuk, yaşlı, hasta, kadın, erkek ayrımı yapılmaksızın kısa sürede vatanlarından koparılarak gayri insani şartlarda, tren vagonlarında 20-25 gün süren yolculuklarla çok uzaklara, Özbekistan, Kazakistan ve Sibirya içlerine sürgüne gönderilmiştir. Bu dönemde, binlerce Kırım Tatar Türkü genç de Sovyet ordusu içinde Almanlara karşı savaştırılmıştır. Kırım Tatar Türkü kardeşlerimiz, kısa sürede binlerce kayıp vermiş; uzun ve çileli yolculukta acımasızca, kalıcı hastalıklara, ölüme sürüklenmiştir. Bu süreçte, yaklaşık 190 bin Kırım Tatar Türkü hayatını kaybetmiş; kamplarda sefalet içinde yaşamıştır. Hayatta kalanlar da rejimin kurduğu çiftlik ve işletmelerde çok ağır şartlarda çalıştırılmış ve bu zulüm 1980 yılına kadar devam etmiştir. 1986 yılında, dağılmakta olan Sovyetler Birliği’nin yöneticileri tarafından, sürgündeki Kırım Tatar Türklerine uygulanan soykırım politikaları yumuşatılarak vatanlarına dönmelerinde kolaylıklar sağlanacağı söylenmiş; ancak bu durum hiçbir zaman uygulamaya konmamış; sürekli bürokratik engellemelere maruz bırakılmıştır.Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını ilan eden Ukrayna’nın sınırları içinde kalan Kırım, sürgün öncesindeki dönemlere dönüş şartlarını oluştururken 17 Mart 2014’te, bir oldubitti ile Rusya tarafından ilhak edilmiş ve bu durumdan en çok etkilenenler yine Kırım Tatar Türkleri olmuştur. Yapılan referandum aldatmaları ve dünya devletlerinin tepkisine rağmen bu işgal devam etmektedir. 1944’teki büyük sürgünde, henüz çocuk yaştayken ailesiyle birlikte Özbekistan’a sürülen Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve pek çok Kırım Tatar Türkü aydınının kendi vatanlarına girişi yasaklanmıştır. Kırım Tatar Millî Meclisi, her türlü engellemeye rağmen çalışmalarına sürgünde devam etmekte; 75 yıl önce sürgün edilerek yok etme ve soykırıma maruz bırakılan Kırım Tatar Türklerinin vatanlarına dönmeleri ve Kırım’ın gerçek sahiplerine teslim edilmesi için mücadelesini sürdürmektedir. Türkiye dahil hangi İslam Ülkesi ,Türk Cumhuriyetleri Kırım Tatar Türklerine yapılan ları Soykırım olarak tanımış Hiçbiri Ama Hristiyan Litvanya ve Ukranya Parlementosu Kırım Tatar Sürgününü Soykırım olarak tanırken..İslam ülkeleri nerede İslam birliğini savunanlar?

NOGAY SOYKIRIMI

Ruslar 1783’te Kırım’ı işgal ettikten sonra Azak Denizi’nin doğusunda yaşayan Nogaylar ve bazı Adigelere yönelik toplu sürgün kararı almış, bu halkların Ural bölgesine gönderilmeleri için harekete geçmişti. Rusların sürgün kararına karşı ayaklanan Nogaylar, istilacı güçlere karşı zorlu bir direniş göstermişti.

Ancak “Nogay Kasabı” olarak anılan Rus generali Aleksandr Suvorov ordusuyla kadın, çocuk ayırmaksızın Azak Denizi’nin doğusunda yaşayan 100.000’e yakın Nogay Türkünü şehit etti , Nogaylar topraklarından koparak farklı farklı bölgelere dağılmışlardı. 28 Haziran, yaşanan acılara binaen Nogay Soykırımı olarak tarihe geçti.Peki Nogay Türk Müslümanlarının uğradığı soykırımı kabul eden bir islam ülkesi var mı?

8 MART 1944 BALKAR TÜRKLERİNİN SÜRGÜN VE SOYKIRIM GÜNÜ

BUŞUV KÜN – KARA KÜN

8 Mart 1944 de, Balkar gençleri, çok uzaklarda cephede savaşırken, gücü anavatanda ki Balkarlı yaşlılara, kadınlara ve çocuklara yeten zalim Stalin ve Rus kızılordusu tarafından, Orta Asya ve Sibirya’ya toplu olarak sürgün edilmiş, işkence görmüş, aileleri parçalanmış, öldürülmüştür.Sürgünden itibaren, sistematik olarak Balkar halkı soykırıma uğratılmış ve bu yüzden 13 yıl boyunca Balkar Türklerinin nüfusunun yarısı soykırıma uğramıştır.

ÇERKES SOYKIRIMI

Tarih boyunca İslam Ümmetinin, serhat boylarında Rus Emperyalizmine göğüs germiş, yüzlerce yıl Rus yayılmacılığına karşı direnmiş Çerkesler.

Çerkes, Kuzeybatı Kafkasya’nın yerli halklarından olan ve kendilerini ‘Adige’ olarak isimlendiren halklara verilen ortak addır. Abzakh, Şapsığ, Bjeduğ, Besleney ve Kabardeyler bunlara birer örnektir.

Çerkeslerle birlikte anılan Abhazlar, Çerkeslere yakın akraba bir halk olmanın ötesinde, Çerkesler ile birlikte ortak bir tarihi sürecin neticesinde vatanlarından sürülmüş bir diğer Kafkas halkıdır.

21 Mayıs 1864; 300 yıl süren Kafkas – Rus savaşlarının sona ermesi ve Kuzey Kafkas halklarının sürgüne zorlanmasının başlangıç tarihidir. Bu tarihten sonra Çerkes toplulukları dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmışlardır. Sürgün süreci içerisinde birçok insan hayatını kaybetmiş, sürüldükleri topraklarda ise hastalık, açlık ve yoksulluk gibi problemlerle karşı karşıya kalmışlardır.Sürgün yolunda çekilen çileler, yolda telef olanların feci durumları Trabzon’daki Rus konsolosunun, tehcir işlerini idare etmekte olan General Katraçef’e yazdığı raporda şöyle anlatılır:

Türkiye’ye gitmek üzere Batum’a 70,000 Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon’a çıkarılan 24,700 kişiden şimdiye kadar 19,000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63,900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110’000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul’a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım.” İşte bu suretle peş peşe sürüp gelen felaketlerin ve musibetlerin darbeleri altında inleyen ve eriyen bu kahraman ve faziletkar milletin bedbaht bakiyesi de Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak gibi daima tehlikeye maruz bulunan ve daima emniyetsizliğin hükümran olduğu yerlere iskan edilmiştir.Modern tarihin en büyük kitlesel nüfus hareketlerinden biri olan Çerkes sürgünü bir soykırımıdır.

Çerkes Soykırımı 20 Mayıs 2011 tarihinde Gürcistan parlamentosunun oybirliğiyle aldığı bir kararla Gürcistan tarafından resmen tanındı. Böylece Çerkes soykırımı, bağımsız bir devlet tarafından resmen uluslararası gündeme taşınmış oldu. Hangi islam ülkesi Müslüman Çerkeslere Ruslar tarafından yapılan bu Soykırımı tanıdı?

Büyük bir Çerkes nüfusunun yaşadığı Türkiye’de bile tanınmadı. Niye acaba Çerkesler, Arap olmadığı için Müslüman olmalarına rağmen ümmetten sayılmadı?

İşgalci Ruslar Kuzey Kafkasya’da böl yönet politikası uygulayarak, bölgeyi kontrol ediyorlar. Çünkü Ruslar kendi kontrolleri altında dahi olsa ne yerli Kuzey Kafkasya halklarına “Büyük Çerkesya” devletini kurdurtur ne de Türklerin Kuzey Kafkasya’da güçlenmesini ister.

Bu bölgede yerli Kuzey Kafkasya halkları ile Karaçay ve Balkar Türkleri yaşamaktadır. aralarındakı düşmanlığa son vererek Rus emperyalizmine karşı birleşmelidirler. Kuzey Kafkas halklarını ve Kuzey Kafkas Türklerinin tek düşmanı vardır. Rusya unutulmamalı 11 Mayıs 1918’de kurulan “Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Kumuk Türkçe’si olarak kabul edilmişti.

Türkiye’de ümmetçi geçinen bazı çevrelerin öncellikle ulusal kurtuluş savaşımızda düşmanla işbirliği yapan hoca görünümlü ajanlara sahip çıkmak yerine eleştirmeleri gereken Arap bakış açısını empoze eden Araplar dışındaki ümmetin parçası olan Uygur, Tatar Müslüman Türkleriyle, Kuzey Kafkas Müslümanlarına niye İslam coğrafyasının sahip çıkmadığını düşünmeleri gerekir.Ümmetçiliğin Arapçılık olmadığını bilmeleri gerekir.

Kaynakça:1)Roza Kurban-http://old.qha.com.ua/tr/fikir-yazilari/dil-yarasi-tatar-dilinin-varlik-mucadelesi/161255/

2)http://www.circassiancenter.com/cc-turkiye/edebiyat/genel_konular/032_kafkasyadaki_turk_agizlari.htm

3)www.anadoluplatformu.org.tr/kategoriler/dosyalar/kafkasya-ummetin-yetim-cografyasi/

Yücel TANAY

 

Avatar Yazan Editör - Nis 6 2020. Kategori Dünya, Gündem, İktibas, Politika, Türk İslam. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *

Ebed Bizimdir Özel Haber, Yorum ve Makaleler
Gay Cams Livejasmin.com Wpadvanced Newspaper Theme