Yedi Cevapta Çeçenya ve Kafkasya (5)

SORU: Malum birçok selefi, cihadi, İslami (ya da kendini öyle niteleyen) terör örgütünün bünyesinde öne çıkan birçok Çeçen görüyoruz ve bu da dünyadaki Çeçen imajının genellikle terör ve terörizmle anılmasına sebep oluyor.  Beslan krizi, Boston saldırısı ve en son Fransa’da yaşanan olay. Sizce, kendinize bir haksızlık yapıldığını düşünüyor musunuz?

CEVAP: Çeçen imajından ve terörle anılmasından bahsediyorsunuz ya… Ben ve binlerce Çeçen de, bir milyonluk ülkemizin nüfusunun yarısını öldürüp yurdundan eden ve şehirlerini en ağır silahlarla yok eden Rusya için aynı şeyi diyoruz ama kimse inanmıyor. Sizce bu neden? Yalan mı söylüyoruz? Uyanıkken kâbuslar gören deliler miyiz? Veya konuştuğumuzu zannederken, farkında olmadan hiç kimsenin anlamadığı bir dil konuştuğumuz için mi kimse anlamıyor? Siz de bana bunun cevabını verebilir misiniz? Velev ki biz teröristiz tamam ama örneğin, beş yüz bin insanı öldürüp evinden eden bir terör imparatorluğunun lideri olan insana neden dünya lideri deniyor? Ona da terörist denmesi gerekmiyor mu?

Neyse…

Dünyanın her yerinde adalet hüküm sürüyor ve insanlar mutluluk içinde yaşıyor olsalardı ama bu “küresel” adalet ve mutluluğa savaş açan birtakım örgütlere katılmış birkaç Çeçen’den bahsediyor olsaydık, sizin bu sorunuza, aynı zamanda bir özeleştiri mahiyetinde ve belki de bazı insanların da duymaktan mutlu olacağı bir cevap verebilirdim.

Terör söz konusu olduğunda, önümüze konulan örnekler ve beklenen cevaplar hep aynıdır. Boston, Fransa, Beslan, daha öncekiler ve benzerleri.  Ama ben terör konusu konuşulurken hiç kimsenin Bağdat, Grozni, Doğu Türkistan, Kırım, Soçi, Mahaçkale, Kerkük, Musul, İdlib, Kudüs ve bizim medeniyetimize ait topraklarda, bize karşı düzenlenmiş, üstelik kitlesel büyüklükte terör saldırılarını konuştuğuna, nedense hiç şahit olmadım. Bakın, içinde yaşadığımız bir hadise; Türkiye neredeyse elli yıldır terör saldırılarıyla uğraşıyor değil mi? Ama Türkiye’ye, terörü besleyen, büyüten, finanse eden, lojistik ve siyasi sığınma alanları hatta harekat ve manevra alanları sağlayanların sorduğu soru şu oluyor hep: İnsan hakları ihlallerini ne zaman durduracaksınız ve demokrasinizi ne zaman geliştireceksiniz?

Hep aynı şeyler.

Haksızlık… Siz bu soruyu, bizimle alakası olmayan hadiseler çerçevesinde sordunuz ama ben bizimle doğrudan alakalı hadiseler çerçevesinde cevaplayayım… Bize haksızlık yapıldığını elbette düşünüyorum. Örneğin ben yaklaşık bir asır önce Çeçenistan’da Rusya merkezli yürütülen terör savaşları sebebiyle yaşanan katliam ve sürgünlerde Türkiye’ye, daha doğrusu Osmanlı Devleti’ne hicret etmiş bir ailenin çocuğuyum. En yakın arkadaşlarımdan biri, aynı şekilde Çerkes soykırımı yaşayarak Türkiye’ye hicret etmiş bir ailenin çocuğu. Bir diğeri Kumuk… Biz şu anda ana vatanımızda yaşamıyoruz. Bu, bence de çok büyük bir haksızlık. Sizce de öyle değil mi? Bazılarımız kısa süreli turistik gezilerle bu mutluluğu yaşıyor ama birçoğumuz, hiç görmediğimiz bir toprağın ana vatanımız olduğunu biliyor, onu özlüyoruz, istiyoruz. Şimdi beni alıp bir helikopterle Grozni’de bir caddeye bıraksalar ve “al bakalım burası senin ana vatanın” deseler, nereye gideceğimi bilemem, belki de sokakta kaybolurum. Ama bir gram ürkmem, tedirgin olmam. Bunlar garip duygular; birçok kişiye saçma ve mantıksız gelebilir ama bizim gerçekliğimiz işte bu. Biz bunun haksızlık olduğunu söylediğimizde, sadece boş gözler görüyoruz. Bunlar, bizim yüzlerce yıldır karşı kaşıya kaldığımız Rusya merkezli terör saldırılarının sonuçları. Ve ama maalesef kimse gözümüzün yaşına bakmıyor. Kimse bize yüzlerce yıldır tepemizde dolaşan Rusya terörü hakkındaki düşüncelerimizi sormuyor. Ama bizim ferdi “maceralarımız” veya “siyasi tercihlerimiz” alakalı alakasız herkesin çok ilgisini çekiyor. Neden? Çok mu seviliyoruz? Çok mu yakışıklıyız? Pop star mıyız? Bu yüzden mi bu hususlarda ilgilerini çekiyoruz? Biz kendimizden bahsetmiyoruz ki; yüzlerce yıldır yaşanan ve süren terör saldırılarından bahsediyoruz. Neden herkes “şu terör saldırıları ve örgütleriyle ilginiz var mı” diye soruyor da, 250 yıldır Rusya terörünün neticelerinden dolayı ne hissettiğimizi sormuyor? Zor bir soru mu? Neden zor?

Bakın bizim mahallemize son yıllarda birçok Doğu Türkistanlı aile taşındı. Bazen bazılarıyla sokaklarda, işyerlerinde karşılaşıyoruz. Hiçbirinin yüzünden bir Çinli gibi mutluluk akmıyor. Birkaçıyla sohbet edince, birinin annesinin, öbürünün babasının, bir diğerinin kardeşlerinin Çin terör saldırılarıyla öldüğünü veya toplama kamplarında tecavüze uğradığını vb. duyuyoruz.

90’lı yıllarda Bosna’da yaşananları, Abhazya’da yaşananları, Azerbaycan’da yaşananları, Bağdat’ta yaşananları, 70’lerde Kıbrıs’ta koyun koyuna küvete saklandıkları halde üzerine mermi sıkılan anne ve çocukları… Veya Türkiye içerisinde kafalarına mermi sıkılan öğretmenleri, çocuklarının yanında vurulan babaları…

Şahsınızı kastetmiyorum ama eğer bize terör konusunda soru sorulacaksa, işte bunların bize ne hissettirdiklerinden başlanmalı. Bunları neden sormuyor hiç kimse bize? Ve içinde her zaman ve mutlaka bir gizli servis parmağı olan şaibeli ve vahşi olayları bize sormak neden?

Vahhabi, selefi, şu, bu… Çeçenistan’da yıllardır bunlardan eser bile yok. Ama bu defa da Çeçenleri itibarsızlaştırmayı, uzak durulacak hale getirmeyi ve “şeytanlaştırmayı”, Çeçenlerin siyasi çekişmeleri üzerinden yapıyorlar. Niçin? Çünkü Çeçen halkı dünyaya açıldıkça, özellikle Türkiye ve diğer kardeş devletlerle ilişki kurdukça, birkaç on yıl sonra Rusya gibi, Amerika gibi, Çin gibi, İngiltere ve Fransa gibi bazı küresel terör odaklarının istemediği şeyler olacak. Son dönemde moda olan şeyleri biliyorsunuzdur muhakkak; Kadirov şunun kuklası, Zakayev İngiliz ajanı, bilmem kim şeriatçı sufi… Bir sürü şey… Bitmiyor… Üstelik bu işlerde önde gidip bayrak sallayanlar da ekseriyetle bazı Çeçenler ve diğer Kafkas kökenliler. Maalesef. İnsan hayretle seyrediyor bazen. Bizim hiç mi iyi bir şeyimiz yok? Neden bir tane bile iyi bir şeyimiz konu olmuyor? Örneğin Çeçenistan’da bir Kezenoy gölümüz var; turizme açıktır, mükemmel ve eşsizdir ama kimse ondan bahsetmez. Gezmeye gitseniz, geceleyin Argun şehir meydanındaki caminin önündeki kocaman ay yıldız ışıklandırması, size hayaller kurdurur ama kimse Çeçenlerin medeniyetimize bu bağlılığından söz etmez. Ama her zaman Kadirov’a küfredilir, Rus işgaline karşı Zakayev’den bir Superman hamlesi beklenir, Dudayev’in nurlar içinde yatması için yaratıcıya dijital siparişler verilir ve sorsanız Çeçenistan’da iki köy ismi bile bilmeyen sözde insan hakları aktivistlerinin nereye çeksen oraya giden, ikişer satır hezeyanları elden ele gezdirilir ve yayılması için çabalanır. Kimileri ahmakça bu tezgahların içindedir, kimileri de doğrudan sinsice ve haince ve bilinçli olarak.

Ve sonra dönülüp bize denilir ki; siz terörist misiniz? Neden böyle düşünüyorsunuz? Neden şöyle konuşuyorsunuz? Neden şöyle bir maceraya kalkıştınız?

Bizden nasıl bir cevap bekleniyor anlamıyorum. Aslında bunları bizim sormamız lazımken, bize sorulması bana hep komik geliyor.

Biz terörist miyiz?

Çeçenlerin bazı siyasi hareketlerde görünmesine gelince; şahsen ben de bu bahsettiğiniz insanlardan biriyim. Az önce bahsettiğim Çerkes ve Kumuk arkadaşlarım da öyle.

İzmir işgal edildiğinde silaha sarılan Beyşehirli dedelerimiz de öylelerdi. Balkanlarda “eşkıya” dedikleri Çerkes süvarileri de, Ethem Bey de öyleydi… Eşref Bey, Yakup Cemil, şu, bu… Doğrusunu isterseniz ben de anlamıyorum ve bazen “bu, bizim millet olarak hepimizin alın yazısı mı acaba” diye sormuyor da değilim… Şimdi şu bizimle alakası olmayan selefi, vahhabi işlerini bir kenara koyarsak; Çeçenlerin, Rusya terörü neticesinde hicret ederek yerleştiği yerlerde bazı siyasi hareketlerde görünmesi, Çeçenlerin kendilerini bu medeniyete ait hissetmelerindendir. Bununla birlikte Çeçenler, örneğin Türkiye’deki siyasi hareketlerde de yer almalarına rağmen, bunu hep belli sınırları aşmadan yapmışlardır ve Anadolu Türklerinin kendi topraklarındaki özel yerlerini ve ev sahipliklerini asla tartışmaya açmamışlardır. Türkiye’nin kurucu unsuru Anadolu Türkleridir ve Çeçenler bu hususta herkesten daha hassastırlar. Bu hususu da ayrıca belirtmeliyim.

Beslan’da yaşanan hadiseye gelince. Bu bir kriz değil, bir katliamdı. Açıkça ve kıvırmadan düşüncemi söylüyorum; bu katliamda adı geçen Çeçenler, niyetleri başka bile olsa, çok büyük ve telafisi imkânsız sonuçları olan bir oyuna, farkında bile olmadan dâhil oldular. Daha doğrusu dâhil edildiler. Ama hiçbiri çocuk, öğretmen ve sivil öldürmedi. Çaresizce sürüklendikleri bir oyunun sonunda, olayın yaşandığı okuldaki çocuklarla birlikte kendileri de öldürüldüler. Evet, kesinlikle bir terör saldırısı ve korkunç bir katliamdı. Rusya’nın buna benzer daha başka terör saldırıları da vardır. Beslan olayında adı geçen Çeçenler hakkında yapılması gereken, yargılanmaları ve cezalarını çekmeleriydi. İçkerya Devlet Başkanı Aslan Maskhadov, öğrenciler ve Çeçenler öldürülmeden önce Rusya’ya bunu teklif etmiş “bana bırakın, hepsini kendim içeriden alıp adalet önüne çıkarayım” demiştir. Ama Rusya bunun yerine, çocuklar dâhil herkesi öldürmeyi tercih etmiştir ve öldürmüştür de. Şimdi ben bu olaya karışmış Çeçenleri sonuna kadar haksız görüyorum ve hatta Çeçen milli mücadelesine zarar vermiş bir olay olarak görüyorum. Peki, ama siz Rusya’nın o okuldaki çocuklara saldırısına ne diyorsunuz? Bir operasyon muydu yoksa terör saldırısı mıydı? Hiçbir devlet, “operasyon yapıyorum” diyerek yüzlerce çocuğa mermi ve bomba yağdırmaz değil mi? O halde? Bana kalırsa Rusya’nın Beslan terör saldırısı hakkında en doğru sözleri Beslan’da çocuklarını kaybetmiş anneler söylemiştir zaten. Onların çoğu, evet Şamil Basayev’i suçluyorlar ama unutulmasın ki onlar Putin’den nefret ediyorlar.

Dünyanın diğer yerlerinde birtakım olaylara karışmış çok az Çeçenler de olmuştur evet.

Onlar hakkında tek tek konuşmak yerine, Çeçenlerin neden dünyanın birçok ülkesine dağıldıklarını, hangi şartların onları birtakım olaylara sürüklediğini konuşursak, meseleyi daha sağlıklı olarak ele almış oluruz.

Yurdundan olmuş, ailesini akrabalarını kaybetmiş, umutsuz ve yabancı bir toprakta yaşayan herhangi bir genci; yurdunda, ailesiyle ve umutlarıyla yaşarken hiç aklına bile gelmeyen şartlarda kimsesiz yaşarken olaylara sürüklemek kolaydır. Dünyada bu işler için kurulmuş, bütçeleri sınırsız ve çoğu zaman hesap bile sorulmayan “yasal örgütler” var. Bence bu soruların cevabı da bunların arşivlerinde saklıdır. Anne ve babasını kaybedip, yabancı bir ülkede yaşamak zorunda bırakılmış ve tezgaha getirildikten sonra bir Amerikalının kurşunuyla ömrü 18 yaşında bitmiş bir çocuğun, üç beş günlük yaşam macerasında değil.

Ha şu da var. Sorduğunuz diğer hadiselerden bağımsız olarak şunu söyleyeyim; eğer sizin için terör, benim ülkemi işgal eden herhangi bir güce karşı yasal güçlerimle (bu yasal güç konusunu daha sonra izah ederim) ve  aynı metotlarla karşılık vermemse, ben sizinle aynı şekilde düşünmüyorum.

Siz yıllarca benim evimin kapısını, camını, duvarını yıkacaksınız; beni döveceksiniz ve çocuklarımı tartaklayacaksınız. Hiçbir kavga, savaş ve askerlik ahlakı tanımayacaksınız. Ben bu arada kavga etmeyi öğrenip “haydi madem öyle gel bir kere de senin evinde kavga edelim, benim evim rahatsız olmasın” deyip kapınıza dayanınca da “imdat terörist” var diye bağıracaksınız. Ve bunun adına sizin gibi düşünenler de “terör” diyecek öyle mi? İnanın, ne dediğiniz şahsen umurumda bile olmaz. Bu hususta ölçü, Allah’ın “kısas” emri ve iznidir; gerisi önemsizdir. Bu örneklerde bazen “siz” derken şahsınızı kastetmiyorum; anlatabiliyorumdur umarım.

Şamil İGDE

Devam edecek…

 

Share Button

Yorum yaz

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *

Ebed Bizimdir - Kuzey Kafkasya bölgesi ağırlıklı olarak, Türk-İslam coğrafyasından özel haberler, yorumlar ve makaleler.