‘Rusya, Parçalanmanın İkinci Aşamasında’

‘Rusya, Parçalanmanın İkinci Aşamasında’
  • 03.10.2019
  • 380 kez okundu

– Kuzey Kafkasya’da, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde meydana gelen olaylar ve Çeçenistan ile toprak değişimi yaşayan İnguşetya’daki gösteriler gibi olağan dışı olaylar gerçekleşti. Bölgede sizce neler oluyor’

Bu olaylar, “böl ve yönet” diye bildiğimiz emperyal politikaların yansımasıdır. Emperyal merkezin uzun zaman önce yerleştirmiş olduğu ve şimdiye dek infilakı gecikmiş olan “mayınlar” şimdi oldukça işe yarıyor. Çağdaş Rusya, kesinlikle kontrollü çatışmalarla yönetiliyor. Kremlin, çatışmalar sonrası “moderatör” olarak hareket edebilmek için, çeşitli uluslar veya topluluklar arasında kasten gerilim oluşturuyor. Çünkü Rusya Federasyonu’nu ayakta tutacak olan “hiper merkezî yönetim” için başka bir yol yok.

Ekonomik açıdan karlı olmayan, politik dengeler açısından da makul görünmeyen; neden Moskova’ya 2000 km uzakta olan ve nasıl yaşanacağına karar veren bir başka yönetici lazım olsun? Ve bu çerçevede bir dizayn için imparatorluk merkezinin gerekçesi ne olabilir? Tek makul yol görünüyor; o da kendisinin oluşturduğu tartışmanın moderatörlüğü konumunda olmak. Durum kötüleştiğinde gerginlik seviyesi yükseltilir, durum daha iyi olduğunda ise dizginler gevşetilebilir.

Eskiden Sovyetler Birliği’nde tuhaf bir sınıflandırma vardı: Halklar ve Milliyetler… Bazıları “baş cumhuriyet” olmaya layık görüldüler, bazıları ise özerk cumhuriyet, özerk eyalet veya özerk bölge olmaya layık görüldüler. Peki ama niçin bazı halklar halk olarak görülür ama diğerleri milliyet olarak görülür, bunu anlamak zordur.

Ama Rusya bir sömürge imparatorluğudur. Çoğu imparatorluk, itaat eden halkların sömürülmesi yoluyla yönetimi sürdürmeye çalışmıştır. Örneğin, İngilizler Hindistan’daki hadiseleri bastırmak için başka yerlerden savaşçılar göndermişlerdi. Fakat Ruslar, benzer tehlikeleri en başından ve başlamadan bitirmiştir: Baş halklar, daha düşük seviyedeki “topluluk” kalmış olan halklar için kolonizatör görevi görmüşlerdir. Aynı şey, Polonyalıların Ukraynalılardan daha üstün olduğu Avusturya-Macaristan’da da olmuştu.

Sovyet döneminde sömürgecilik, müttefik cumhuriyetlerde de projelendirilip hayata geçirildi. Kırım Ukrayna’da, Karakalpaklar Özbekistan’da, Güney Osetyalılar ve Abhazlar ise Gürcistan’da koloni olarak yer alıyordu. Bu, Rus sömürgeciliğinin “Matruşka” evresiydi. Sık sık ulusal seçkinler, ulusal kota ilkesiyle oluşturuluyorlardı. Rusya’da bu sistem, sürekli korunmuştur.

Bu, başarılı bir mekanizmadır. Çünkü buna, kontrolü elinde tutan yerel seçkinler tarafından itiraz edilmektedir. Ve bununla birlikte ulusal seçkinler de kendi aralarında anlaşamamamakta, imparatorluktan kurtulmak için değil ama merkezde yer almak için yarışmaktalar. Tüm bunların üzerine yerel çatışmalar da ekleniyor. Kuzey Kafkasya’da bu sorun, akut bir durumda. Ulusal gerilimler her zaman mevcut olduğundan, en uygun zamanda hafif yanan ateşi, yangına çevirebilirsiniz; tıpkı geçenlerde olduğu gibi.

– Kabardey-Balkar’daki tartışmanın özü nedir?

Karaçay-Çerkes gibi Kabardey-Balkar’da “toplumsal” bir cumhuriyettir. Tek bir cumhuriyete farklı halklar yerleştirildiği zaman olan bir şeydir bu: Kabardeyler, Çerkestir; Karaçay ve Balkarlar ise Türktür. Karaçay ve Balkarlar ikiye bölünmüş tek bir halktır ve onları Çerkeslerin yanına yerleştirmişlerdir. Böylece Çerkesleri 4 farklı halka bölmüşlerdir. SSCB’nin kullandığı “böl ve yönet” ilkesini şimdi de Rusya Federasyonu kullanıyor.

Kabardey-Balkar’da bahane olarak, 310 yıl önce yaşanmış Kanjal Savaşı gösterildi. Bu savaş Kırım Hanları ve Kabardey Prensleri arasında yaşanmıştı. 300 yıl boyunca bu savaşı kimse anmadı fakat 10 yıl önce bunu Türkler ve Çerkesler arasındaki bir savaşmış gibi gösterdiler. Ama bu kesinlikle böyle değildi. Kırım ordusunda Çerkesler vardı, Nogay Türkleri ise savaştan önce Çerkeslerin tarafına geçmişlerdi. Ama bu gerçekler, bu savaşı Türkler ve Çerkesler arasındaki bir epik çatışma olarak gösterilmesine engel olmadı.

Gerçek şu ki Karaçaylar ve Balkarlar, Kırım Tatarlarına yakın bir halktır. Karaçaylara ve Balkarlara, Çerkesler sanki onlar üzerindeki zaferlerini kutluyorlarmış gibi gösterildi. Şimdi ise bu durum, Balkar köyü halkının Çerkesleri Kanjal Şavaşı yapılan bölgeye geçirmemesine karar vermesi ile tekrarlandı. Böyle bir tartışma tasarlanmasının amacı ise, “yabancılara” onların kendi kendilerini bile idare edemediklerini göstermektir.

Tam bu tartışma durulmuşken, hemen ardından Çeçenistan ve İnguşetya arasında sınır tartışması ortaya çıktı. Halbuki onların sınırlarının çizilmesi ile ilgili bu durum 1991 yılından beri vardı. Eskiden bu konu kimseyi endişelendirmiyorken bir anda İnguşetya ve Çeçenistan liderleri, Çeçenistan ve İnguşetya arasında sınır değişimi yapılması için anlaşma imzaladılar.

Ben bu çatışmanın Moskova tarafından yönetildiğini düşünüyorum. Çünkü, hem Yunus Bek Yevkurov (İnguşetya Cumhurbaşkanı) hemde İnguşetya milletvekilleri, İnguşlar arasında pek te onaylanmayan bir anlaşma olacağını bilerek bu anlaşmanın imzalanmasına karar verdiler.

Moskova, kimin başta olduğunu ve Kuzey Kafkas halklarının neden birbirlerinden ayrılamayacağını göstermiş oldu. Bu plana göre, Kafkasyalılar birbirlerine zarar vermeye başlayacaklar ve herkes herkese karşı çatışma içinde olacak.

– Peki bu böyle değil mi zaten?

Hayır. Kafkasya, medeniyetin antik merkezidir. Dağıstan’da 2000 yılı aşkın yaşı olan kentsel kalıntılar tespit ediliyor. Onlar eskiden Moskova olmadan da yaşıyorlardı, o zamanlar tartışmalar dünyanın herhangi bir bölgesinde olandan daha fazla değildi, belki de daha azdı. Uzlaşmayı biliyorlardı. Bu yüzden orada bir çok milliyetten oluşan bölgeler vardır. Şu anda Azerbaycanlılar ve Ermeniler arasındaki, ebedi olarak sürecek gibi gözüken katliam bile, Rusya Kafkasya’da belirdikten sonra ortaya çıkmıştır.

O zamana kadar beraber yaşamayı ve etnik temizlik yapmamayı becerebiliyorlardı. Fakat şimdiki durum Moskova için gayet karlıdır; Kafkasyalılar birbirleriyle nasıl savaşacaklarını düşünmelilerdir.

Şimdilerde ise Nogay Türkleri ile ilgili bir tartışma daha başlıyor. Onlar Dağıstan’da, Çeçenistan’da ve Stavropolskiy Bölgesi’nde birkaç gruba bölünmüş ve dağıtılmış bir halktır. Çoğu Nogay Türk’ü, iş için Rusya’ya gitmek zorunda. ve artık Moskova’dan ,onların haklarının korumasını talep ediyorlar. Ve benim düşünceme göre, bu tartışma da son olmayacaktır. Fakat şu an Moskova için ne kadar çok tartışma ve gerilim olursa, o kadar iyi olur. Buradaki amaç, Moskova olmadan “Churki” lerin birbirleriyle anlaşamayacaklarını herkese göstermektir. (Churki: Orta Asya halklarına verilen aşağılayıcı bir takma isim.)

– İmparatorluğun ekonomik tecrübesi açısından tüm bunlar, metropol yardımı ile ekonomik sömürge yapmak veya kolonilerin ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak açısından ne kadar benziyor.

Koloniler ekonomik çıkarları yüzünden mecbur kalabilirler, ama böyle durumlar çok fazla olmuyor. Kolonilerin önemli bir kısmı karsızdı, fakat şimdi de olduğu gibi Kafkasya, Rusya için her zaman karsız bir bölgeydi. Bazen koloniler sırf modaya uymak için kendilerini zorluyorlar. Örneğin, İtalyanlar hiçbir sebep olmadan Etiyopya’ya saldırdılar. Koloni’nin metropolden farkı ise, kendi milliyetini, dilini ve düşünce yapısı merkezden yönetilen bölgeye denir.

Düşünce yapısı olarak Kafkasya artık bir Rusya değil, ayrıca şu an Kremlin, bölgenin kendi kendine ekonomik olarak gelişmesine engel olmaya çalışıyor. RF, Kafkasya’nın ekonomisini bozuyor. Gerçi bu konu tartışılabilir, çünkü Moskova bütün Rusya’nın ekonomisini bozmaktadır. Fakat Kafkasya’da durum çok daha zordur. Bu yüzden Kuzey Kafkasya, Rusya’nın bir kolonisidir.

– Merkez yönetim tarafından parçalanan Kuzey Kafkasya halklarından kaç tanesi bu kimliği kendisi üstlenmiştir?

Buradaki durum “Sovyet halkı” topluluğuyla benzemektedir. Çünkü Moskova’nın ulusal hafızayı öldürmeye çalışması da bir imparatorluk politikasının belirtisidir. Tabiki de, bununda etkisi var. Zira, bir zamanlar birçok Ukraynalı, Alman ve Yahudi bile tek bir Sovyet halkının olduğuna inanıyordu. Gerçi hakikat özellikle Yahudilere kim olduklarını sık sık hatırlatıyordu. Şimdilerde, son birkaç yıldır süreç tersine doğru gidiyor, Çerkeslerin artık ortak bir ulusal kimlik oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Federal seviyede bile, Kabardeylerin, Adıgelerin ve Şapsığların tek bir halk olduğunu inkâr eden iktidar, şimdi deklarasyon seviyesinde artık bunu kabul etmiştir. Çerkesler, Sovyet zamanı uğradıkları ulusal hafıza sürgününün sonuçlarının üstesinden geldiler.

Daha da fazlası, Çerkes aktivistler önemli ulusal günlerde bir sistem oturtmayı başardılar; Çerkes Soykırımı ve Kafkas Savaşı Şehitlerini Anma Günü, Çerkes Bayrağı Günü ve Çerkes Dili Günü. Karaçay-Balkarların durumu daha kötü ama pozitif gelişmeler var. Herkesin başka bir sorunu daha var; sahte-tarihsel mitoloji. Bunun, eğitim seviyesinin düşüşünden başlayarak ve Sovyet dönemi sonuçlarından önceki bilim anlayışına kadar bir çok sebebi var, zira hiçbir SSCB halkının, gerçekliği olan bir tarihi yoktu. Sahte-tarihsel efsaneler ortaya çıkarılmaktadır.

Özellikle kendini eski kökleriyle; Hititler, Mısırlılar ve Sümerler ile bağlantı kurmaya çalışma modasında olanlardan görebiliriz bunu; Alan mirası için savaş sürmektedir. Şimdilerde İnguşlar, Asetinler ve Karaçay-Balkarlar kendilerini Alan mirasçıları olarak görüyorlar. Kuzey Osetya ismini değiştirerek “Kuzey Osetya – Alanya Cumhuriyeti” adını aldı, fakat hiçbir bağlantıları ve yaşayan gelenekleri yok. Daha da fazlası, Alanlar hakkında çok az şey biliyoruz. Bu olumsuz bir şeydir, efsaneler yalan, özellikle şimdi, bütün Kafkasya halkları sanayileşme ve sanayileşme sonrası kurumlar için, modern ulus yaratmayı kendilerine görev edindikleri için.

– Bilim ve eğitim seviyesi Kuzey Kafkasya’da ne durumda?

Bu konuda tüm Rusya acınası durumda. Kafkasya ise çok daha kötü. Ulusal devlet organları, bilimi çok kötü finanse ediyor. Eğitimsiz ve ne olduğunu anlamayan insanları yönetmek çok kolaydır. Mesela ben bir yayında Dağıstanlı Müslüman bir vaizle konuşmuştum. Ona yayında şu soruyu sordular: “Dünya yuvarlak mıdır, düz müdür?” Başını kaşıdı ve cevap verdi: “Galiba yuvarlak…” Ama tam olarak emin değildi. Yani onların yaymak istediği İslam türü, batı aydınlanmasını ve bilimi reddetmeyi vadediyor.

Nijerya’da bulunan “Boko Haram” adlı İslamist grubu biliyorsunuzdur, ismin çevirisi  “Batı eğitimi günahtır”. Gerçi Rusya İmparatorluğundaki İslamist hareketin tarihine bakarsak; İslam, batı medeniyeti ve bilim sentezini savunan “Cedidizm” (Yeni Yöntem) hareketini görürüz.

Mesela, 20.yüzyılın başında Meclis’te yer alan Müslüman milletvekillerini ele alırsak, onlar Müslümanlar arasında aydınlanma olması, modern üniversiteler açılması, kadınların eğitim görmeleri ve seçimlerde oy haklarının olması gerektiğini düşünüyorlardı. Rusya İmparatorluğunun çöküşünden sonra oluşturulan ilk cumhuriyetlerden birisi Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’dir. Onu ilan eden ise, İngiltere’den bile daha önce, kadınların da oy vermesine izin veren, Güney Kafkasya Parlamentosu’nun Müslüman oluşumudur.

O zaman ki Müslümanlar çok başkaydı. Fakat şuan Kafkasya’nın ve bütün İslam dünyasının zihnini ele geçiren İslamiyet tipi, modern eğitim ile uyumsuzdur. Bu tipi takip eden insanlar, modern dünya ve modern topluluk kavramlarından kötü anlayan kişilerdir. Kuzey Kafkasyalılar arasında farklı komplo teorileri ve antisemitizm gelişmiştir.

Genel eğitim ortalaması düşmektedir. Kafkas medeniyetinin temelleri yok edilmiştir. Bugünkü Rusya’da bulunulduğu için, bir de Batı’dan kopunulmaktadır. Fakat başka açıdan bakarsakta, mesela Çerkeslerin Türkiye’de bir diasporası var. Çeçenlerin ise Batı’da yaşayan yaklaşık 300 bin insanı var. Bazıları iyi eğitilmişler. O yüzden ben olsam Rusya’nın durumu yüzünden Kuzey Kafkasya halklarına ölüm hükmü vermezdim.

– Kuzey Kafkasya’nın Rusya Federasyonu’nun bir parçası olarak tutulması, Rus rejiminin kendisini otoriterleştirmesine katkıda mı bulunuyor? Bununla bir ilgisi var mı?

Kesinlikle ilgisi var. Rusya, halkın demokrasi talebi olmadığı için, demokrasi kurma konusunda kötüdür. Ana protesto hareketlerinin amacı da “demokratik toplum kurmak” değildir. Mesela, Aleksey Navalniy’nin ana sloganı şöyledir: “Yolsuzluğa karşı mücadele yerel yönetim tipi bile değildir!” Rusya Federasyonu’ndaki ve Avrupa’daki Rus muhalefeti bile milli sorunlara tepeden bakmaktadır. Rus demokratik muhalefetinin ve milli hareketlerin arasında hiçbir bağ yoktur.

Önemli olan başka bir şey ise: Kafkasya’da ekonomik, dini ve ulusal protestolar arasında hiçbir bağlantı yoktur. Ama benim görüşüme göre, Rusya’nın diktatörlüğüne karşı ve Kafkasya’nın dekolonizasyonu için yapılan hareketler birbirleriyle bağlı olmalı. Çünkü Rus Devleti’nde diktatörlüğün ana amacı, dışa doğru fetihler yapmaktır. Ama böyle bir bağlantı yok. Mihail Hodorkovskiy’nin, Kafkasya’nın Rusya’dan alıkonulması için savaşmaya hazır olduğu ile ilgili yaptığı açıklamayı hatırlıyor musunuz? Tam da burada bu konu üzerine konuşulmalı.

Böyle bir vaziyet, bir taraftan Kremlin’e karşı oldukları için ve bir taraftan da destekledikleri için, Rusya’daki demokratik hareketi de zayıflatır. Çünkü Kuzey Kafkasya’yı Rusya Federasyonu’ndan alıkoymanın tek yolu, insan hakları ihlallerinin berbat durumu ve savaş gücüdür. Rusya’da halkların kendini seçebilme haklarını savunan tek bir toplu hareket bile yoktur. Bölgeselleşmeyi savunan Ruslar var ama halkların haklarını savunacak bir toplu hareket yok.

– Tarihsel geçmişe göre, RF’nun bütün imparatorlukların yaşadığı “yeni devletlere bölünme” akıbetini yaşamasının olasılığı nedir?

Bu süreç şu an başladı bile. Daha güçlü imparatorluklar çöktülerse, modern Rus İmparatorluğu’nun da çökmemesi için hiçbir sebep yoktur. Hatta çökmeye başladı bile. Sovyetler Birliği’nin çöküşü bunun ilk aşamasıdır. Şimdilerde ise, RF’nin çöküşü olan ikinci aşamaya doğru gidilmektedir.

Kuzey Kafkasya’nın şu an Rusya Federasyonu’nda bulunma sebepleri: Savaş gücü, Kafkasyalıların ulusal projelerinin olmaması, korkunç Rus-Çeçen savaşı ve Moskova’nın birbirleri arasındaki oluşturduğu provokatif politikalardır.

Sürekli bağımsız aktivistlere baskı yapılma süreci var. Onları ya korkutuyorlar, ya tutukluyorlar ya da öldürüyorlar. Bunlar sadece, Kremlin’le bağlantıları olmayan, birkaç gelişim seçeneği sunan insanlardır. Benim bir tanıdığım vardı; Zuhum Zukumov. Dağıstan’da bir üniversitede öğretim görevlisiydi. Kuzey Kafkasya’daki “El-Kaide” ve “İslam Devleti – IŞİD” oryantasyonun ayrılması ile bağlantılı bir fikir geliştirmişti. Kafkasyalıların, örnek olarak ellerinde “Şamil devleti” vardı. O zaman ki şartlara ve zamana göre bu son derece düzenli bir devletti. Şamil resmen Kafkasya’da çok popülerdi. Onun bir “İslam Devleti” vardı. Neden tam da Şamil’in İmamat’ından bir Dağıstan bağımsızlığı projesi çıkarılmasındı ki?

Bu, Dağıstan Devleti’ni Şamil’in İmamatı’nın mirasçıları olarak ilan etmek ve yüzeye çıkarmaktan başka bir şey değildir. Resmi olarak Dağıstan ve Çeçenistan’da Şamil neredeyse kanonize edildiği için, Moskova açısından bu, “durumla savaşmak” olurdu. Bir taraftan Rusya’ya karşı savaştığı için yüceltilse de, öbür taraftan imparatorluk tarafından itaat etmeye zorlanıyordu ve teslim olmuştu. Bu açıdan imparatorluk için çok uygundu, fakat tüm dünyadaki tarihi mirasını ele alırsak, Moskova’nın bir şey söylemesi zor olurdu.

Zuhum öldürüldü. Resmi açıklamaya göre, kendisinin boynunu kesmiş. Eğer bağımsızlık ve de kolonizasyon ile ilgili ulusal projeleri hakkında sadece konuşsalar bile, Kafkasyalı aydınların yolculukları ve sonları işte böyledir.

– Aydınlar ve aydınlanma için savaşan insanlar hakkındaki sorularımı şu yüzden sordum; örneğin, eğer Hitler’in Polonya ve Stalin’in SSCB uluslarının ulusal aydınlanma işgali sırasında Polonyalı aydınlara karşı olan tutumunu hatırlarsak orada tam bir kategorik baskı olduğunu görürüz…

Şimdilerde bağımsız aydınlara, sosyal aktivistlere veya sadece aktivist olanlara baskı uyguluyorlar, kimisini Kafkasya’dan Moskova’ya hizmet etsinler diye satın alıyorlar, kimisini ise Rusya Federasyonu veya Cumhuriyet sınırları dışına çıkarıyorlar.

Kaynak: Narodna Pravda – Aleksandr Kurilenko – Ekim 2018

Röportaj: Avraham Şumuleviç. Rusya doğumlu, Yahudi asıllı politikacı, analist.

 

Facebook ile yorum yapın:

Etiketler: Kafkasya / Kremlin / RF / Rusya / SSCB

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *