$ DOLAR → Alış: 5,32 / Satış: 5,34
€ EURO → Alış: 6,05 / Satış: 6,08

Kabardey, Balkar ve Türkiye Üzerine

Kabardey, Balkar ve Türkiye Üzerine
  • 28.09.2018
  • 255 kez okundu

Olayları takip edenlerin hatırlayacağı üzere, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin asli etnik unsurları olan, bir grup Kabardey ve Balkar kökenli insan arasında, Kanjal anma etkinlikleri sırasında bir kavga ve hemen akabinde de Türkiye’ye kadar yayılan bir tartışma yaşanmıştı. Bu olay sonrası, Ajans Kafkas web sitesinde, Cihat Tuğan ismiyle yayınlanan ve hadiseleri ele alan bir yazıyı biz de sitemizde iktibas etmiştik. Hemen sonrasında da, değer verdiğimiz bazı insanlar, ileriye dönük bazı endişeleri sebebiyle yazıyı yayından kaldırmamızı rica ettiklerinde, rica edenleri kırmayıp yazıyı kaldırmıştık.

Yazının yayından kaldırılma ricası ve yayından kaldırmamız bir yana, bu yazı üzerinden Türkiye’deki Kafkas kökenli insanlar arasında yaşanan kamplaşma ve sert tartışmaları günlerdir üzülerek izlemekteyiz.

Kuzey Kafkasyalılar için büyükler ve sözleri çok değerlidir. Bu çerçevede, “önce büyükler konuşsun, bizler susalım” diyerek tartışmaları uzaktan izlemeyi tercih ettik. Ancak şimdi, kendi görebildiklerimizi usulünce dile getirmek için birkaç cümle kurmak ve bir açıklama yapmak ihtiyacı hissettik.

Bizim için bu tartışmalara bakışımızda ve değerlendirmemizdeki düstur şudur: Eğer “Birleşik Kafkasya” ismini verdiğimiz bir idealin hayalini kuruyorsak ve bunda samimiysek, hiçbir Kuzey Kafkasyalı etnik unsurun, diğer bir unsurdan daha fazla “Kuzey Kafkasyalı” olduğunu iddia edemeyiz. Birleşik Kafkasya idealinin son noktasında Çerkes, Çeçen, Balkar, Karaçay, Kuşha, Avar, Lezgi vb. yoktur; Kafkasyalı vardır. Birbirimizle muhataplıklarımızda da ölçü bu olmalıdır. Bu hususu yüzlerce yıl önce Birleşik Kafkasya hayalinin fikirde ve pratikte mücadelesini vermiş büyüklerimiz de defalarca ve önemle vurgulamıştır.

Hal böyleyken, Kabardey ve Balkar kardeşlerimiz arasında, “köyden geçersin-geçemezsin” tartışmasıyla başlayan bir kavganın, etnik bir tartışmaya (hatta üzülerek görüyoruz ki ayrışmaya) evrilmesini anlamakta güçlük çekiyoruz ve üzülüyoruz.

Lüzumsuz cümle kalabalığı yapmak yerine ve haklı-haksız arayarak konuyu uzatmak yerine, kısaca düşüncemizi belirterek tüm tarafları biz de sükunete davet etmeyi, kardeşlik görevimizi yerine getirmeyi istiyoruz.

Şöyle ki;

Bu tip kardeş tartışmaları ve hatta çatışmaları tarih boyunca olmuştur, olmaya da devam edecektir. Ancak bu tip hadiseleri, aklı selimin ve adaletin istediği bir neticeye bağlamak hem milli, hem de dini bir vazifedir.

Tarihte, sadece bizim coğrafyamızda kardeş kavgaları yaşanmamıştır. İki sahabe arasında bile savaş yaşanmıştır ki bunların en bilineni Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasında yaşanan hadisedir.

Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasındaki tabiri caizse “aslan kavgasını” fırsat bilen bazı kesimler, insanlar arasında fitne tohumları ekilmeye çalışmış, ne yazık ki bu çevreler bu gayretlerinde kısmen de olsa başarı sağlayabilmiş, Müslümanlar arasında fitnelere sebep olabilmişlerdir.

Oysa aklı selimin, inancın ve samimiyetin yolu olan Ehli Sünnet’in büyükleri, bu olayı, istismar edilmemesi için edep sınırları dahilinde bir çözüme bağlamış, daha fazla istismar edilmesini engellemişlerdir.

Buna en güzel örnek, Üstad Necip Fazıl’dır.

Herkes yüzlerce yıldır Hz. Ali’nin ve Hz. Muaviye’nin haklılık-haksızlığını tartışırken, o, bu tartışma ve fitneye muhteşem bir edep ve estetik kaygıyla noktayı koymuştur:

“Hz. Ali kesinlikle haklıydı ama Hz. Muaviye de haksız değildi…”

Elbette sahabeler ve diğer insanları kıyaslamıyoruz; sadece samimiyetin olduğu yerde, en sert ve istismara açık problemlerin bile çözülüp, fitneye yol açamayacağını belirtmek için bir örnek veriyoruz.

Kardeşlik hukuku gözetilmeden sorulacak ve cevaplanacak olursa, kimi “Kabardeyler haklıydı”, kimi de “Balkarlar haklıydı” diyecek ve bu tartışma daha uzun süre sürecek ve belki de kronik bir hal alacak. Durum böyle görünüyor.

Biz, Kuzey Kafkasya kökenli insanları temsil eden, yıllarca emek vermiş yapıları böyle bir tartışma içinde görmek istemiyoruz. Bu, bizleri üzüyor ve geleceğe dönük umutlarımızı zedeliyor.

Biz, Ruslan Guaşö hadisesindeki birliği; Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin 100. Yıl Organizasyonu’ndaki birliği görmek istiyoruz.

Biz, Coharkale bombalanırken Çerkesliği, Abhazlığı, Çeçenliği, Dağıstanlılığı bir yana koyup, “Kuzey Kafkasyalı” kimliğiyle Sultanahmet Meydanı’nda kulaklarındaki küpelerini mücahitlere bağışlayan kadınlarımızın hatırasının yok olmasını istemiyoruz.

Biz, “Kabarteyler haklıydı vurun Balkarlara” veya “Balkarlar haklıydı vurun Çerkeslere” sözlerini veya imalarını duymak ve bunların geleceğe miras kalmasını istemiyoruz.

Bu olay da dahil tüm olayların, haklılık veya haksızlıkların, çatışma ve kavgaya dönüşebileceği genele açık platformlarda değil, daha özel platformlarda, ehli insanlarca karara bağlanmasını; bir daha böyle olaylar olmaması için daha özel metot ve yollarla tedbirler alınmasını istiyoruz.

Ümidimiz ve beklentimiz bu yöndedir.

Saygılarımızla.

 

Facebook ile yorum yapın:

Etiketler: balkar / Çeçen / Çerkes / Dağıstan / Kafkasya / Karaçay

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *