Kuzey Kafkasya Notları – 14

Şamil İGDE
Şamil İGDE
  • 14.08.2018
  • 191 kez okundu

Gürcistan elebaşı Şevardnadze, aslen Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin bir parçası olan Abhazya’yı, “Abhazya’da, Güney Osetya’da olanlardan çok daha kötü olaylar olabilir. Atalarımızın, devletimizi ve topraklarımızı korumak için savaştıkları gibi, biz de savaşacağız. Bu uğurda ölmeye hazırız. Ülkemizi bölmek isteyen herkesi yok edeceğiz” diyerek tehdit ettiğinde tarih 1992’ydi.

Aslına bakılırsa, Şevardnadze’nin Abhazya’yı tehdit ederek dile getirdiği toprak sorunu, Gürcü halkının toprak sorunu değil; Sovyet Sosyalist yönetiminin, Stalin döneminde Kuzey Kafkasya’yı parçalamasından geriye kalan, suni ve hiçbir gerçekliği olmayan bir sorundur.

Esasen Gürcüler ve Abhazlar, birbirleriyle akrabalık bağı olmayan iki halktır. Abhazlar, binlerce yıldır Kuzey Kafkasya’nın kuzeybatı kesiminde kendi topraklarında yaşayan ve Çerkeslerle ve diğer Kuzey Kafkasya halklarıyla yakınlıkları olan bir halktır.

Etnik bir bağları olmasa da, Gürcüler ve Abhazlar, birbirlerine yakın topraklarda yaşamaları nedeniyle, tarihin çeşitli dönemlerinde çeşitli siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmuşlardır. Her milletin tarihinde görülebilecek milletler arası ilişkilerin, birbirlerine komşu olarak binlerce yıl yaşamış Abhazlar ve Gürcülerin arasında olmaması imkansızdır zaten.

8. yüzyılda kurulan Abhazya krallığı, bölgenin en güçlü devletlerinden biri olarak Karadeniz kıyılarında hakimiyet kurmuş devletlerden biriydi. O dönemde, Gürcü ve Abhaz krallık aileleri arasındaki bir evlilik sonucu iki devlet birleşmiş, sonradan Moğol saldırılarına dayanamayan Gürcü krallığının dağılmasıyla Abhazya, Tiflis’le olan bağlarından kurtularak, yeniden müstakil bir devlet olarak kalmıştı.

Sonraki dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi, kültürel ve dini etkisi altına giren Abhazya, Abhaz prensi Keleşbey Çaçba ve sonrasında oğlunun Rus imparatorluğuna bağlanma talepleri neticesinde Rus Çarlığı’na bağlandılar. Çaçba ailesinin yönetimine, dönemin şartlarında bir nevi özerklik sağlayan Rus Çarlığı, 1864 yılında bu özerk idare sistemini kaldırdı ve son Abhaz prensi Mihail Çaçba’yı sürgüne gönderdi.

1870’lere gelindiğinde, diğer Kuzey Kafkasya halklarının yaşadığı soykırım tehlikesiyle karşı karşıya kalan Abhaz halkı, yarısına yakın bir kesimi kadarı olan 300 bin kişilik bir göç yaşadı. Rus baskısına dayanamayan Abhazlar çoğunlukla Türkiye’ye ve bir kesimi de orta doğu ülkelerine göçtüler.

Abhazlardan boşalan topraklar, Gürcüler, Ruslar, Ermeniler tarafından akın akın istila edildi. Abhaz topraklarına Gürcülerin yerleştirilmesi için kampanyalar düzenlendi ve Gürcüler bunun için teşvik edildiler.

Çarlık sonrası komünist devrim döneminde, Abhaz aydınlarının ve önderlerinin çabası sonucu 1917’de Abhaz Halk Kongresi toplandı.

Abhaz halkının geleceğini, işte bu kongre net olarak belirledi.

Kongre bir bildiri yayınlayarak, Abhaz halkının yerinin Birleşik Dağlılar Birliği olduğunu deklare etti.

Abhaz Halk Kongresi bildirisi özetle şunu söylüyordu:

“Abhaz halkı, kardeşleri Kuzey Kafkasyalıların ve Dağıstanlıların, haklarını koruyacağı bu olaylarda kendisini destekleyeceklerinden emindir. Abhazya Halk Konseyi’nin bundan sonraki en önemli görevlerinden biri de Abhaz halkının kendi geleceğini belirlemesi yönünde çalışmaktır. Abhaz halkı, Dağıstan, Abhazya ve Kuzey Kafkasya’nın oluşturduğu Birleşik Dağlılar Birliği’nin bünyesine girmektedir ve elbette kuzeydeki kardeşleriyle en sıkı bağları tesis etmeye ihtiyacı vardır.”

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin ilanıyla birlikte Abhazya, Cumhuriyet’in bir parçası oldu.

Aynı dönemde, Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti de kuruldu.

En yakın destekçisi olan Osmanlı Devleti’nin Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak Kuzey Kafkasya’dan çekilmek zorunda kalması, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin, dolayısıyla tüm Kuzey Kafkasyalı halklar gibi Abhazların da güçsüz düşmesine yol açtı.

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’in ilanıyla bağımsızlığa ve güçlü kardeşlere sahip olan Abhazya, Cumhuriyet’in dağılmaya yüz tutması ve Osmanlı Devleti’nin varlığının neredeyse sadece kağıt üzerinde kalmasıyla, Gürcüler ve Ruslarla karşı karşıya kaldılar.

Moskova’ki derin bağları ve ilişkileri sayesinde Stalin ve onun sadık tetikçisi Beria ile Sovyet Rusya desteğini de arkasına alan Gürcistan, Abhazya’yı işgal etti.

Abhazya Halk Konseyi defalarca dağıtıldı. Mensupları öldürüldü veya göç etmek zorunda kaldılar.

Komünist devrimden sonra, Rus terazisi hep Gürcülerden yana ağır bastı.

Kendisi de bir komünist Gürcü olan Stalin’in ve Moskova’nın ağır baskısı, Abhazları, Gürcülerle anlaşma imzalamaya zorladı. Komünist devrimi Gürcü ve Çar Rusya’sının baskısından bir kurtuluş olarak algılayan birçok Abhaz bu anlaşmaya rıza gösterdi.

Yeni yasal düzenlemelere göre Abhazya ve Gürcistan, iki ayrı sovyet özerk bölgesiydi ama Moskova’dan destek bulmakta zorlanmayan Gürcistan, Stalin sayesinde Abhazya’yı kendi sınırlarına katmakta zorluk çekmedi.

Gürcü saldırılarına ve baskılarına o dönemin şartlarına göre cesurca ve akıllıca hamlelerce karşı koyan Abhaz lider Lakoba’nın ayağının kaydırılması ve Tiflis’e gönderilmesiyle Abhazya, Rusya destekli yoğun bir Gürcüleştirme dalgasına maruz kaldı. Abhazya’nın demografik yapısını değiştirmek isteyen Gürcüler, Moskova’nın göz yumması ve hatta desteklemesiyle, 1937’den itibaren uzun süre boyunca Abhaz topraklarına Gürcü yerleşimciler gönderdi. Onbinlerce Gürcü, binlerce yıllık Abhaz topraklarına yerleştirildi.

SSCB’nin dağılma sürecinde Abhaz halkı, 25 Ağustos 1990’da yeni aldıkları kararlar neticesinde topraklarına yeniden sahip çıkarak, daha önce Abhazya’yı Gürcistan’a bağlayan kararların yok hükmünde olduğunu deklare etti.

1925 anayasasını esas alan açıklamanın özünde Abhaz halk temsilcileri şu söylemekteydi:

“Abhazya Cumhuriyeti, topraklarında devlet egemenliğini kendi iradesiyle ve başka hiçbir iktidara bağlı olmaksızın gerçekleştiren egemen bir devlettir.” (1925 anayasası, madde: 5)

Bu bildiriden sonra Gürcistan, Abhazya’ya silah kullanarak saldırdı.

Gürcistan, Stalin’in Kuzey Kafkasya’yı lime lime bölerek kendilerine hediye ettiği topraklarda hak iddia edecek kadar ahlaksız bir çizgideydi.

Abhaz halkına ise tarihsel olarak kendilerine ait olan toprakları silahla savunmaktan başka yol kalmamıştı.

14 Ağustos 1992 gecesi, Gürcü hükümetine bağlı binlerce askerden müteşekkil ilk silahlı güç, klasik Rus saldırısı şeklinde, tank ve helikopterlerle Abhazya’ya saldırdı. Aynı gün öğlen saatlerinde Gürcistan hükümeti bir bildiri yayınladı ve Abhazya’da asayişin sağlandığını ve Abhazya’nın kendi toprakları olduğunu açıkladı.

15 Ağustos 1922’de Adıgey Cumhuriyeti’nin Maykop kentinde toplanan Adıgeler, büyük bir miting düzenlediler ve hemen sonrasında 20-50 yaş arası gönüllüleri, savaşmak üzere Abhazya’ya gönderme kararı aldılar.

Abhazya Devlet Başkanı Ardzınba, 17 Ağustos 1992’de bir bildiri yayınlayarak “tüm Kuzey Kafkasyalı kardeşlerimizden yardım istiyoruz” dedi.

Bu çağrı, o günleri yaşayanların şahit olduğu gibi, gözleri yaşartacak yüzlerce, binlerce fedakarlıklara sahne olarak yanıt buldu.

Türkiye’den, Adıgey’den, Kabardin Balkar’dan, Çeçenya’dan binlerce savaşçı ailelerini, kurdukları hayatlarını geride bırakarak Abhazya’ya girdi.

Adıgey’den otobüsler dolusu gönüllü Çerkes genci, silahlanmak ve Abhazya’ya savaşmaya gitmek için Çeçenya’ya giriş yaptı.

Dönemin Adıgey Devlet Başkanı Aslan Carımba, gönüllülerin Abhazya’ya gitmelerini istemediklerini söylerken, kardeşi şehit olmuş bir Abhaz şöyle seslendi:

“Kardeşlerimiz! Toprağımız kana bulandı! Size ihtiyacımız var!”

Abhazların bu çağrısı üzerine Kuzey Kafkasyalı binlerce gönüllü Abhazya’ya giriş yapıp direniş saflarına katıldı. Gönüllü birlikleri, Çerkes ve Çeçenlerden oluşan en az 15.000 kişi civarında silahlı askerlerden oluşmaktaydı.

Gürcü ordusundan, tıpkı kardeşleri olan Ruslar gibi tecavüz haberleri geliyordu. Kadınlara, kız çocuklarına tecavüz ediyorlardı.

Ne hazin ve utanç tablosudur ki, dönemin Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ilk günlerde Rusya’yla birlikte Gürcistan’ın tarafını tuttu. Abhazya ve Kuzey Kafkasya’ya kayıtsız kalındı.

Kuzey Kafkasya’nın çoğu devlet yetkilileri halkı sükunete davet eden açıklamalarda bulunmaktan fazla bir işe yaramadılar. Bunun üzerine Çeçenya’da bir miting düzenleyen Adıge gençleri kendi hükümetlerine hitaben bildiri yayınlayarak, Abhazya’ya yardımda bulunulmazsa, savaştan döner dönmez Adıgey’de yerel yöneticilere karşı da savaşacaklarını bildirdiler.

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin dağılmasından beri, ilk kez böyle sahneler yaşanıyordu; Kuzey Kafkasya halkı, diaspora da dahil olmak üzere, adeta tek yumruk olmuştu.

Türkiye’de, iktidar Gürcistan’dan yana tutum sergilerken, yine Türkiye’de faaliyet gösteren tüm Kuzey Kafkasya kökenli sivil toplum kuruluşları ortak bildiri yayınlayıp, Gürcü elebaşı Eduard Şevardnadze’yi, tüm Kuzey Kafkasya halklarının ortak düşmanı ilan ettiler.

Dağıstan’ın başkenti Mahaçkale’de toplanan binlerce Dağıstanlı, Gürcistan’a, Abhazya’dan çekilmesi uyarısında bulundu.

Çeçenlerin, saraylarını basıp prenseslerini kaçırdığı Gürcüler, arkalarına aldıkları başta ABD Başkanı Bush ve diğer büyük güçlerin desteğine güvenerek yeni bir tehdit bildirisi yayınladılar. 24 Ağustos 1992’de, Gürcü birliklerin elebaşılarından Karkaşvili isimli bir askeri yetkili, 100.000 Abhaz’ı yok etmek için gerekirse 100.000 Gürcü’yü feda edebilecekleri tehdidi savurarak, Abhaz lider Ardzınba’yı teslim olmaya çağırdı.

26 Eylül 1992’de Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu Başkanı Musa Şenıbe, Kabardin-Balkar Cumhuriyeti’nde düzenlenen bir operasyonla esir edildi ve Rostov’a götürüldü. Musa Şenıbe, Kuzey Kafkasyalı gönüllüleri kışkırtmakla suçlandı. Bu durum Nalçik’i savaş alanına çevirdi. Kabardin Balkar halkı, hükümeti uşaklıkla suçlayarak devlet binalarına ve başkanlık binasına saldırdılar. Olaylarda resmi rakamlara göre 3 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Cumhuriyette olağanüstü hal uygulaması ilan edildi.

Bu dönemden sonra Abhazya’da iyice örgütlenen Kuzey Kafkasyalı gönüllü birlikler ve Abhaz ordusu peş peşe zaferler kazanmaya başladı. Ekim ayında 1000 kişi kadar silahlı Gürcünün, Abhaz ordusu ve Kuzey Kafkasyalı gönüllü birliklerin taarruzu neticesinde öldürülmesinden sonra Gürcü tarafı paniğe kapılıp, uluslararası güçlerden 40.000 kişilik bir uluslararası gücü yardıma çağıracak kadar sefilleşti.

Yüzsüzlükte sınır tanımayan Gürcü hükümeti, Abhazya’yı BM, AGİT ve NATO gibi milletlerarası kuruluşlara şikayet etti.

Gürcü ordusunu iyice gerileten Abhaz ordusu, 23 Eylül 1993’te Sohum’a girdi. O sırada Sohum’da bulunan ve daha önce Abhazya’ya tehditler savuran Gürcü elebaşı Şevardnadze, Rusya tarafından kurtarıldı.

Çatışmalar Abhazya’nın lehine dönünce, Gürcistan Abhazya’yla masaya oturmak zorunda kaldı.

Bundan sonraki yıllar, uzunca bir süre masada süren mücadelelere sahne oldu; Abhazya artık işgalden kurtulmuştu.

90’ların sonuna gelindiğinde keser döndü, sap döndü… Daha önce yüzlerce yıl Gürcüleri destekleyen Ruslar, ABD ve NATO’nun Gürcistan’a olan “aşırı ilgisi” ve Gürcülerin de bu ilgiye “kayıtsız kalmadığı” bir süreçte; 2008 yılında Abhazya’yı bağımsız bir devlet olarak tanıdılar.

Küresel bir köy haline dönüşen dünyada, ABD’nin Kafkasya’ya ilgisi artmakla kalmamış, stratejik planlara bağlı hamleler hayata geçirilmişti. ABD, Ukrayna ve Gürcistan’da işleri karıştırmak için oyun üstüne oyun oynuyordu.

Abhazya, tam bu dönemde Rusya tarafından bağımsız devlet olarak tanındı.

Rusya’nın bu beklenmeyen Kuzey Kafkasya hamlesi, işin doğrusu Kuzey Kafkasya kökenli insanlar arasında bile tartışma konusu oldu.

Rusya’nın, Abhazya’yı 10 yıl ambargo altında tuttuktan sonra, birden bağımsız bir devlet olarak tanıması sebebiyle, Abhazya’nın bağımsızlığı birçok analizci, araştırmacı, politikacı vb. tarafından tartışma konusu yapıldı.

Abhazya’nın bağımsızlığı, ABD’nin Gürcistan ve Ukrayna hamlelerine bir karşı hamle olduğu iddia edildi, yani gerçek bir bağımsızlık olmadığı iddiasıyla çok kereler tartışıldı. Doğrusu böyle bir ihtimal olmakla birlikte, bizce bunun tersi olabilecek, yani Rusya’nın Gürcistan’ı kazanmak üzerine birden çok aşamalı bir stratejik hamle yapabileceği benzeri ihtimaller de var.

Ancak bu ihtimallerin hiç biri, topraklarında özgürce yaşamayı çoktan hak etmiş ve bunun için defalarca bedel ödemiş Abhazların bağımsızlıklarına gölge düşüremez. Düşüremeyeceği gibi, defalarca bedel ödemiş bir halkın, bir şekilde elde ettiği bağımsızlığın tartışılacak bir yanı olamaz ve yoktur.

Bir de şu nokta var:

Abhazya’nın bağımsızlığı gibi, tüm Kuzey Kafkasya halklarının kazanılmış, kazanılamamış ve kazanılacak bağımsızlıkları, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin çatısı altında asıl manasını kazanacaktır.

Biz bunu her Kuzey Kafkasya halkı için söylemeye devam edeceğiz.

Şamil İGDE

 

Facebook hesabınız ile yorum yapın:
Şamil İGDE

Son Karar ve Genç Adam dergilerinde yazdı. 1990’lı yıllarda, Büyük Doğu-İBDA fikir hareketi taraftarlarına düzenlenen 28 Şubat süreci operasyonlarndan birinde gözaltına alındı. 2010 yılına kadar toplam üç kez cezaevine konuldu. İş adamı. Evli ve 2 çocuk babası. Çeçen kökenli ve Sivas’lı. Ebed Bizimdir sitesinin kurucusu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *