$ DOLAR → Alış: 5,34 / Satış: 5,36
€ EURO → Alış: 6,05 / Satış: 6,08

Ateizmin Kendisini Tarif Problemi

Cem TÜRKBİNER
Cem TÜRKBİNER
  • 10.08.2018
  • 102 kez okundu

ATEİZMİN KENDİSİNİ TARİF PROBLEMİ ÜZERİNE BİR DİYALOG

Dedi: Ateizm için ne dersiniz?

Dedim: Ateizmin en büyük problemi isim-tarif meselesi… Kendisini, bir şeyin olumsuzlaması olarak isimlendiren/tarif eden bir düşünce, “reaksiyoner” olmaktan kurtulamaz… “Reaksiyoner olmanın nesi kötü?” denilirse, “varolabilmek için olumsuzladığı şeye mutlak olarak bağlı kalmak zorunda kalması” derim. Bu duruma İslam hikemiyatında “li-gayrihi” denir, kendi zatıyla var olamayıp varlığı, başka bir varlığa bağlı olan… Bunun geçerli olacağı yer yok mudur? Vardır… Misal; karşılıklı silahları bırakıp, barış içinde yaşayabiliriz… Peki; barıştık, şimdi ne yapıyoruz? Oysa su, ateşi söndürmekle birlikte ateşin olmadığı yerde de kendi zatıyla ve faydalarıyla mevcuttur. Ateizm, dünyada hiçbir şekilde bir tanrı inancı olmadığı varsayımıyla, insanı nereye çağırmakta, insana ne demektedir? Bu ise her şeyden önce “isim” ile, yani kendisini kendi zatıyla tarif ile başlar.

Dedi: Kusura bakmayın, dediğiniz şeyleri anlayamıyorum. Şunu mu demek istediniz: “Tanrı yok” demek için “Tanrı” kelimesini kullanmanız yani onu varsaymanız gerekiyor; olmayan bir şeyden bahsedemeyeceğinize göre “Tanrı yoktur” kendini yanlışlar?

Dedim: Hayır, hayır… Birileri bir şeylere var diyorsa ve siz de yok olduğunu düşünüyorsanız elbette var denilen şeyi kullanacaksınız. Ben kelime kullanımları üzerinden veya başka şekilde de ateizme bir çelişki yüklemedim. Bu yazıda demek istediğim, tarihte ortaya çıkışının reaksiyoner olduğudur. Reaksiyoner oluş kaçınılmaz mıdır bilmiyorum ama oluş bu şekilde gerçekleşince, sadece birilerinin “var” dediğine “yok” demekten ibaret kalmak gibi bir duruma düşülüyor… O birileri, “var” demeyi bıraksa ateizm diye bir şey de kalmıyor. Ve bu durum, daha isimlendirmede başlıyor.. “A” olumsuzluk ön eki ile isimleniyor… Ateizm, eğer kendisine sadece tepkisel bir misyon biçti ise problem yok. Sartre “tanrı var mı bilmiyorum, görünürde yok; biz ne yapabiliriz ona bakalım” der. Ben de, ateizmin, dünyada “Tanrı” inancı kalmasa, var olup var olamayacağını sorguluyorum.

Dedi: Tarihte ortaya çıkışıyla, bu akımın rasyonalitesi arasında bir bağlantı var mı?

Varoluşçuluk da reaksiyon şeklinde ortaya çıkmış bir felsefedir örneğin; o yüzyılda baş gösteren determinizme, katı bilimciliğe karşıdır. Fakat bu onun illa ki modernizm içerisinde yer almasını mı gerektiriyor? Elbette ki hayır. Reaksiyon olarak ortaya çıkmasında da hiçbir sıkıntı yok, modernizmin eleştirisi elbette ki modernizmin kendi içerisinden çıkacak, Afrika yerlilerinin, modernizmi eleştirecek hali yok.

Fakat mesela reaksiyon olarak çıkan akımların karşı çıktıkları felsefeler olmadan yaşayıp yaşayamayacakları. Tarihe baktığımız zaman bugün geo-sentrik modele inanan kalmadığı halde, buna reaksiyon olarak çıkan modele inanan bir ton insan var. Yani reaksiyon olarak çıkan akım, karşı olduğu akıma inanan insanların olmasını gerektirmiyor.

Gelecekte postmodern çağa girersek (hiçbir belirtisi yok ama) ve apateizm tüm dünyayı etkisi altına alırsa evet, ateizm tartışılmaz -teizmin tartışılmadığı gibi. Aslında bakıldığında teizm de ilkel çağlarda bir reaksiyon olarak doğmuştur. O yüzden yaptığınız eleştiri size aynen geri döner.

Sanırım şu iki öncülü kabul edersin:

1) Olası tüm evrenlerde 2+2=4’tür (zorunludur).
2) Olası evrenlerin en az birinde, “2+2″‘nin “4” olduğunu bilen, anlayan hiçbir akıllı özne yoktur.

Bu iki öncülden şu sonucu elde ederiz ki “2+2=4” önermesi kabul görüp/görmemesinden bağımsız olarak doğrudur. Bu Tanrı lehine/aleyhine verilmiş tüm olası önermeler için geçerlidir çünkü “Tanrı vardır” ya zorunlu olarak doğrudur ya da zorunlu olarak yanlıştır. Bir evrende olup diğerinde yoksa bu varlığa Tanrı diyemeyiz. Tanrı en az bir evrende “zorunlu” olarak olmalıdır ki bu da tüm evrenlerde zorunlu olarak olmasını gerektirir. Yani sonuç olarak teizmin/ateizmin temel tezi, onu kavrayacak özne olup olmamasından bağımsız olarak doğru veya yanlıştır.

Dedim: İnsanlık tarihini bilmediğimiz için, teizmin bir reaksiyon olduğu tahminden öteye gidemez… Bilinen tarihe geldikçe reaksiyoner olan ateizmdir. Dikkat edilirse ateizm diye bir şey aksiyon halinde var da ona karşı “a-ateizm” diye bir akım yok, bunu belirtmek bile abes. Kaldı ki reaksiyoner olmanın kaçınılmaz olabileceğini söylemekle ben bunu mutlak bir tenkit mevzuu olarak görmediğimi belirtmiş oluyorum.. Birtakım reaksiyoner hareketlerin aksiyon bittikten sonra kalabilmiş olması, ateizmin de bunu mutlak olarak başarabileceği anlamına gelmiyor… Ama ben daha ilk yazıda da dediğim gibi, ateizmin, var denilene yok demekten başka insan ve toplum meselelerine dair düşünceleri nelerdir, onu soruyorum… Bir düşüncesi olmalıdır da demiyorum… Eğer yok ise varlığı aksiyona bağlı kalır diyorum… Su-ateş misalini o yüzden vermiştim. Bir fikir akımının, tabii görüşleri çerçevesinde başka fikir akımları ile çelişeceği kaçınılmazdır. Lakin tabii uyuşmazlık ile doğrudan doğruya tepkisel kalmak arasında da fark vardır. Varoluşçuluk, determinizmin evet dediğine hayır demekten mi ibarettir? Eğer öyle olsaydı ismi adeterminizm veya türevi bir şey olurdu… Eğer ateizm de, teizmin “evet” dediğine “hayır” demekten ibaret değilse, her şeyden önce ismini değiştirmeli ve kendisini teizm dışında da tarif etmelidir.

Öncüllere gelince, onları değil de söyleniş maksadını anlamadım. Özet olarak bu düşünüşünüzün vardığı sonuç, Tanrı’nın varlığının veya yokluğunun objektif bir doğruluk değeri olduğu… Metafizik olarak Tanrı, tam da tanım gereği, varlığı ve yokluğu isbatlanamayacak bir şeydir. Eğer isbatlanabilseydi, inanmak lüzumsuz, inkar ise komik olurdu… Mantık boyutuna değinirsek, kurduğunuz zincirde çok fazla gizli varsayım var. Matematik ve dolayısıyla mantık ve dolayısıyla taakkul (akıl yürütme) bilmeyen insanlar için büyüleyici gelebilir… Gelgelelim, Russell de benzeri bir şekilde kendisinin papa olduğunu “isbatlamıştır…”

Dedi: Russell kendinin papa olduğunu başka bir yanlış önermeden yola çıkarak “isbatlamıştır…”.Anektodu yanlış okudunuz sanırım fakat orjinali şu şekildedir: Bir gazeteci Russell’a “madem yanlış önermeden istediğimiz şeyi elde edebiliriz [(0=>1)=1 ve (0=>0)=0], hadi öyleyse 2=1 eşitliğinden başka yanlış bir şeyi ispatlayın!” demiştir. Russell da bunun üzerine yapıştırır cevabı: “Bir odada papa ve ben olayım, 2=1 ise odada aslında 2 değil 1 kişi vardır, dolayısıyla ben papayımdır.” Yanlış bir önerme kullanır yani; bu “isbat”, dolayısıyla “isbat” değildir, çünkü “isbat”ta kullanılan önermeler ya aksiyomlardır ya da aksiyomlardan çıkarım kuralları kullanılarak elde edilen önermelerdir. Yani “isbat”ta yer alan önermeler içerisinde yanlış önerme yer alamaz.

Dediğim basitçe şuydu: “Tanrı vardır” önermesi ya zorunlu olarak doğrudur ya da zorunlu olarak yanlış. Bir “ara durum” yoktur (tabii Swinburne gibiler “Tanrı mümkündür” diyorlar fakat sizin bunu kabul etmeyeceğinize eminim).

Kullandığımız belitlerle vardığımız sonucun “pratik” sonuçları olup olmayacağı tartışılır, evet. Fakat, belitlerimizi olabildiğince sade tutmaya çalıştım, siz de kabul edersiniz ki “Tanrı vardır önermesi” ya tüm dünyalarda doğrudur ya da hepsinde yanlıştır. Ve de en az bir olası evrende bu önermeleri kavrayabilecek hiçbir rasyonel özne yoktur. Fakat bu evrende bile teist veya ateist temel tez doğruluğunu sürdürür. Bundan dolayı bir önermenin doğruluk değeri, genel kabullerle belirlenemez. “Dünya yuvarlaktır” önermesini doğru saymayan kimse olmadığı zamanlar da dünya elbette yuvarlaktı.

Teizmin reaksiyon olduğu şeklindeki tezim basitçe şöyle: Atalarımız, Tanrı’nın varlığına yönelik bir şeyler düşünmüyorlardı, yani apateist pozisyonda idiler. Fakat bir gün bir atamız buna “reaksiyon” olarak çıktı ve Tanrı’nın varlığına inandı.

Ya da İslam özelinde ele alalım olayı, öyle ki İslam’da bir reaksiyon olarak ortaya çıkmıştır. Mekke’nin mevcut durumuna, Unitarian Tanrı anlayışına bir manifestodur. Karl Marx’a göre din, insanın kapitalist sisteme karşı reaksiyonudur örneğin. Bu açıdan düşündüğümüzde, eğer ki reaksiyon olarak ortaya çıkış kötü bir şeyse bu eleştiri aynen size döner. Ve reaksiyon olarak karşı çıkışların, karşı çıktığı şeye bağımlı olmadığı çok açıktır. Öyle ki bugün çok tanrılı dinlere reaksiyon olarak ortaya çıkan dinler yaşarken, bu çok tanrılı dinlere rastlamak zor.

Dedim: Ben orada “isbatlamıştır”ı hassaten tırnak içinde yazdım, bunun kinaye olduğu anlaşılmıyor mu yahu? Tez ile bilgi birbirinden farklıdır.

Kaçıncı tekrar oluyor bilemedim ama bir şeyin reaksiyon olarak ortaya çıkmasını tenkit etmedim ben. Fakat dedim ki, kendisini ortaya koyan bir görüş, kendisinden evvel ortaya konmuş bazı görüşlerin bazı kısımlarıyla uyuşmayabilir. Bu onu salt reaksiyoner kılmaz. İslam, kendisinden önceki anlayışa tepki olarak görüşler bildirdiği gibi aynı görüşü savunduğu meseleler de olmuştur. Dikkat edilirse İslam, ismi ve cismiyle meydan yerine dikiliyor, salt reaksiyon değildir. İsmi apaganizm vs. değildir. İsmi öyle olmadığı gibi içeriği de değildir. Bir şeyin, içinde reaksiyoner özellik taşıması ile salt reaksiyoner olması farklıdır. Eğer bir şey salt reaksiyoner ise, evet; karşı çıktığı şeye tam bağımlıdır.

Dedi: İslam’ın ortaya çıktığı dönemde Müslümanlara “kafir” yani felsefi terminolojiyi kullanacak olursak “apaganist” diyorlardı. Daha sonra toplumda İslam’ın yayılmasıyla kafir kelimesinin kullanımı azalıp yerini Müslüman’a bıraktı ve dile bu yerleşti. Oysa ateizm çok yeni bir akim ve çoğunluk hiçbir zaman ateist olmadı. Bu yüzden de ayrı bir isim alma gereği duymadı, ki ateistin küçümseyici bir manası yoktur. İslam’ın ilk yıllarında Müslümanlara çoğunlukla kafir deniyordu, fakat tezleri değişmediği halde sonraki yıllarda yaygın kullanımı değişti. Yani yaygın kullanılan isimden yola çıkarak yapılan çıkarımlar yanlış. Dil esnek; ateizme “ghshizm” de diyebilirim ve teizmi de “aghshizm” olarak isimlendiririm. Bu, teizmi salt reaksiyoner mi yapar? Hayır. Bu yalnızca kronolojik sırayla alakalıdır. Olası evrenlerin birinde teizm, ateizme karşı reaksiyon olarak çıkmış olabilir ama bu olay bunların rasyonalitesiyle ilgili herhangi bir çıkarım yapmamız için bize veri sunmaz. Ateizm salt reaksiyoner değildir kendi tezlerini de üretir.

Dedim: Peki Müslümanlar kendilerine apaganist diyorlar mıydı? Müslümanlara apaganist diyenler olduğu gibi ikinci İseviler diyenler de mevcuttu. Herkes herkese her şeyi diyebilir, sen kendini nasıl tarif ediyorsun? Benim sorduğum buydu. Ben baştan beri isimlendirme ve kendini tarif noktasındayım. Aramızdaki diyaloğun şu an geldiği yer zaten benim maksadımdan epey bir saptı. Belki de ateizm ismini bile teistler takmıştır. Ben ateizmin, tabiri caizse bu cendereden sıyrılması taraftarıyım. Lakin her sözüm bir tenkit olarak algılanıyor. Belki uslub bunu davet ediyordur. Tenkidim yok değil ama sizin tenkit algıladığınız her şey tenkit kastıyla söylenmedi. Siz teizme ne isim takarsanız takın, teizmin argümanları salt ateizme cevab niteliği taşımıyor. Misalen ilk dönem İslam kelamcıları İlah’ın sıfatları meselesini tartışırlarken sadece ateizme karşı fikir geliştirmiyorlar. Elbette zaman içinde karşılaşılan fikirlere cevab niteliği taşıyanlar da olmuştur. Ateizmin ise bütün görünümü teist argümanlara cevab niteliği taşıyor. Ben size herhangi bir Tanrı inancına mensub olarak ama içinde ateizmi muhatab almayan onbinlerce eser gösterebilirim. Siz bana teizmi muhatab almayan kaç ateist kalem gösterebilirsiniz?

Dedi: Bilim kitaplarının çoğu naturalizmin, dolayısıyla ateizmin doğru olduğu savıyla yazılıp, teizmi muhatap almaz.

Dedim: Öyleyse ateizm ismi yine tenkit mevzuudur. Teizmle mücadele ateizmin sadece bir parçası ise, burada “bütünü, bir unsurundan ibaret tarif” var demektir. Bu anlayış da misalen, bir insanın elini tutup, “bu el seninse, sen bir elsin” demekten farksızdır.

Dedi: Tamamen kronolojik bir mevzu bu. Teizmin çoğu kitabında ateist savların yer almamasının sebebi, ateizmin yeni bir akım olması. Kur’an’da ateistlere cevap yoktur örneğin; çünkü zaten ateist yok o dönem. Fakat son yıllarda teistik kitaplarda ateist eleştirisine de sıklıkla rastlıyoruz.

Dedim: Kronolojinin etkisi elbette inkar edilemez. Lakin her sonra gelenin öncekinin olumsuzlanmasından ibaret bir isim ve tarifte kalması zorunlu mudur? İlk yazılan metne geldik. Ateizm eğer salt tepkisel değil ise ismi hatalıdır, eğer salt tepkisel ise tepki gösterdiğinin varlığına muhtaçtır.

Şunu da eklemeliyim, bilim kitabları teizmi ne kadar muhatab alıyorsa, ateizmi de o kadar muhatab alıyor-almalıdır. Ben şu an, fraktallar üzerine analizler içeren bir “bilim kitabı” inceliyorum; sizi temin ederim, teizm ve ateizm ile en ufak bir ilgisi bile yok. Problem dışı… Burada olgu kümesi ile değer kümesi birbirine karıştırılıyor, dikkat edelim lütfen… Ben orada size doğrudan İlah üzerine yazılmış eserlerden örnek verdim. Bunun karşı argümanı bilim kitabından verilemez. Bu görüşe göre ateist olmayan bir görüşten asla bilimsel faaliyet çıkamaz. Oysa ufak bir bilim tarihi kitabı, tarihte ve günümüzde herhangi bir Tanrı inancına sahip olan binlerce bilim insanı olduğunu bizlere gösterebilir. Ki ateizmin tarihte sonradan çıkmış bir görüş olduğunu söylerken, siz de bunu kabul etmiş oluyorsunuz. Veyahut iddianız, ateizmin tarihte ortaya çıkışından evvel hiçbir şekilde bilimsel bir faaliyet yapılmamış olduğu mudur?

Dedi: Hayır, fakat bilim dediğimiz edim, evreni yine evrendeki şeylerle açıklama çabası. Evet teizm karşıtı değildir fakat teizme karşı salt reaksiyon olarak nitelendirebileceğimiz natüralizm bugün kendi evren modellerini yaratıyor, çoğu fizikçi natüralist ve kitaplar da bu üslupla yazılmış. Yani natüralizm gibi ateist akımlar kendi tezlerini de üretiyor teizmden bağımsız şekilde.

Dedim: Eğer üretiyorsa, tekraren, “ateizm eğer salt tepkisel değil ise ismi hatalıdır, eğer salt tepkisel ise tepki gösterdiğinin varlığına muhtaçtır.” Dinin tarifi ise “evrendeki şeyleri evrendeki şeylerle açıklamamak” demek değildir. Dedim ya, eğer din (veya ismine ne derseniz deyin) öyle bir şey olsaydı din sahibi kimseden bilimsel bir faaliyet çıkamazdı. Herkesin kafasına göre bir din tarifi var, o da ayrı… Gramsci “muarız pratik hale göre değil, o görüşün en yüksek teorik cevheri baz alınarak eleştirilir, eğer yoksa siz yaratın ve öyle hedef alın” der… Yani cübbeli Ahmed ve benzeri tiplere bakıp da buralara varmak ucuzculuktur.

Mevzu tekrar şuraya bağlanıyor; ateizm, dünyada hiçbir şekilde bir Tanrı inancı olmadığı varsayımıyla, insanı nereye çağırmakta, insana ne demektedir? Yoksa ateizm sadece bir laboratuvar araştırma meşrebine mi indirgenmiş? O halde sizin tezlerinize göre isim yine hatalıdır; çünkü yine sizin tezlerinize göre din laboratuvardan kaçmaktadır. Dolayısıyla ateizm eğer bir bilim usulünden ibaret ise, bilim anlayışlarından hangisini hedef alıyorsa, onun olumsuzlamasına dair bir isim seçmelidir. Eğer böyle olmazsa, bir eczanenin kendi tabelasına “burası hırdavat dükkanı değildir” veya “a-hırdavat” yazması gibi bir durumla karşı karşıyayız demektir..

Cem TÜRKBİNER

 

Facebook ile yorum yapın:

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *