Kuzey Kafkasya Notları – 12

Şamil İGDE
Şamil İGDE
  • 28.07.2018
  • 122 kez okundu

Cumhuriyet ve Devletin Dili

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin en belirgin özelliği, binlerce yıldır Kuzey Kafkasya’yı yurt edinmiş, Çerkes, Abhaz, Karaçay, Çeçen, Asetin, Avar, Lezgi vb. gibi yerli kavimlerin çeşitliliğiydi. Bu çeşitlilik, hayatın hiç bir alanında problem teşkil etmemekle birlikte, çözüme kavuşturulmadığı taktirde bir devlet mekanizmasının işleyişi için önemli bir sorundu. Zira Kuzey Kafkasyalı kavimlerin günlük yaşamları, gelenekleri, alışkanlıkları, örf adetleri vb. neredeyse birbirlerinin birebir aynıyken, her kavmin dili birbirinden farklıydı.

Ve doğrusu bu durum, yerli kavimleri birarada tutacak, milletlerarası arenada temsil edecek olan devleti kurmak için kolları sıvamış olan kadro için de, çözüme kavuşturulması gereken bir mesele olarak, sorun teşkil etmekteydi.

Sadece bu kadar da değil…

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti kurucu kadrosunun hedeflerinden biri de, yerli kavimlerin “milletleşme” sürecini  rayına oturtup, kavimlerin Kafkas Milleti’ne evrilebilmesinin de önünü açmaktı. 20. yüzyılın ulus devletleri, bu sorunu çoktan aşmıştı. Ancak Kuzey Kafkasyalılar, diğer milletlerin aştığı sorunlarla henüz yeni yeni karşılaşıyordu. Bir devlet kurmanın eşiğinde olan Kuzey Kafkasyalıların dillerinin çeşitliliği de, bunların kuşkusuz en önemlisiydi. Ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosunun bu sorunun farkında olmaması mümkün değildi…

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun dediği gibi:

“Varlık ve oluş, hayat ve ölüm, zaman ve hürriyet, fert ve toplum, estetik ve ahlâk, dil ve diyalektik… İnsan “ben”inin temel meselelerinde tecrit terleri dökmemiş ve bu mevzuda has ve hususi bir eda belirtmeyen hiçbir gerçek fikir ve sanat adamı gösterilemez.”(Salih Mirzabeyoğlu, Dil ve Anlayış)

Yerli kavimler, bağımsız bir devlet çatısı altında milletleşme süreçlerini yaşarlarken, hangi noktaya evrileceklerini yüzlerce veya binlerce yıl içerisinde kendileri belirleyeceklerdi. Zaten Kuzey Kafkasyalılar için bağımsızlığın ve devletleşebilmenin gayesi de buydu. Son derece yetişmiş insanlardan müteşekkil Kuzey kafkasya Cumhuriyeti kurucu kadrosu bunu çok iyi biliyordu.

Dediğimiz gibi, yerli kavimler, nasıl konuşacaklarını, ne yiyeceklerini, ne içeceklerini vb. binlerce yıl içerisinde kendileri belirleyeceklerdi. Ancak bu milletleşme sürecini her yönüyle muhafaza edecek, güvenliğini sağlayacak olan devlet mekanizmasının dili de başka bir problemdi.

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosu, bu noktada en mantıklı hamleyi yaptı.

Dünyada sadece müthiş direnişçi yeteneklerinden başka özellikleriyle tanınmayan ve dağlı olarak bilinen bu insanların, ne kadar ileri görüşlü olduklarını batı dünyası ve hatta Türk İslam coğrafyası bile o zaman idrak etti.

Nitekim, İngiliz Yarbay G. Poullet Cameron, Kuzey Kafkasyalıları yakından tanıdıktan sonra, 1845 yılında şu sözleri söylemişti:

“Onlar, dik duruşları, zarif endamları ve şık kıyafetleriyle, vakur tavırları ve kibar hareketleriyle, sanki ömürlerini bu dağlarda, vahşi olaylar içinde değil, imparatorluk saraylarında geçirmişler gibiydiler. Elleri kama ve kılıçlarının kabzalarından hiç ayrılmıyordu. O akşam iki şey öğrendim. Onlar, ülkelerinin dağlarına ve vadilerine kutsal bir varlık gibi bağlıydılar. Ne servet, ne makam, ne de şöhret onları asla bu sevgiden vazgeçiremeyeceği gibi, yurtlarını da asla unutmayacaklardır.”

Mantıklı hamle demiştik…

Evet “devletin dili” meselesinde Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti kurucu kadrosu, devletin dilini Kumuk Türkçesi olarak belirledi.

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin, Adıgey’den Dağıstan’a kadar bütün vatan sathının dört bir yanında yetişmiş kurucu kadrosunun, devlet dilinin Kumuk Türkçesi olmasına karar vermeleri, üzerinde düşünülmesi gereken, sebepleri, sonuçları ve hedefi açısından büyük bir hadisedir.

Bu karar, bir yandan bağımsız bir devlet inşasındaki en yakın yol arkadaşları olan Osmanlı Devleti ve Azerbaycan Cumhuriyeti ile ilişkiler açısından gerekli ve önemliydi; bir yandan da işgalci-sömürgeci Rusya ve Rusya’yı, Asya’nın Müslüman ve Türk kavimlerinin başına bela eden batı medeniyetine karşı da keskin bir tavırdı.

Bu vesileyle bir parantez açarak şu hususu da belirtmek gerekir ki, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ilanını sadece Osmanlı Devleti ve Azerbaycan tanımamıştı. İngiltere ve batı medeniyetinin lokomotifi olan birkaç devlet daha Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni destekliyor görünmüştü. Ancak tarih dikkatli incelenirse, bu devletlerin aynı zamanda Çarlık generali Denikin’e bağlı orduyu da açıktan desteklediği görülür. Bu çerçevede, batılıların Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ilanını destekliyor görünmesinin asıl sebebinin sadece stratejik çıkarlar olduğunu söyleyebiliriz. Yani batıyı asıl ilgilendiren şey Kuzey Kafkasyalı kavimlerin özgürlüğünden çok, Rusya üzerindeki stratejik hedeflerdi. Osmanlı Devleti ise orta doğuda temelleri çatırdayan devleti doğuya doğru tahkim ederek yeniden güçlendirmek istemekteydi. Ki Enver Paşa’nın doğuya ve Kafkasya’ya doğru yürüttüğü askeri ve siyasi hamlelerinin anlamı da budur.

Yani gerek Osmanlı Devleti’nin gerekse Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin yönetici ve kurucu kadroları, günümüzün moda tabiriyle, stratejik ortaklardı. Ya aynı medeniyetin kardeş ve akraba devletleri-milletleri olarak dünyada var olacaklardı ya da yok olacaklardı.

Ve böyle bir süreç içerisinde Kuzey Kafkasyalılar, bağımsızlık ilanıyla birlikte devletin dilini belirlerlerken, hangi medeniyetin içerisinde yer aldıklarını yahut yer alma hedeflerini de ilan etmekteydiler.

En basitinden bir örnek olarak şöyle düşünelim; Şimali Kafkasya Cumhuriyeti varlığını sürdürebilseydi, şu an Kuzey Kafkasya’da Rusça konuşulmuyor, kullanılmıyor olacaktı ve Rus kültürü Kuzey Kafkasya’yı etkilemiyor olacaktı. Bu hamle, Kuzey Kafkasya’yı kuzeyinden gelen işgalin kültürel tesirinden de kopararak, milletleşme-devletleşme sürecini, olması gereken raya oturtmuş olacaktı.

Şeyh Şamil’in torunlarında Said Şamil de, birbirine bağlı olan bu medeniyet-millet-bağımsızlık meseleleri etrafında vermiş olduğu bir röportajda bu hususu izah etmiştir. Elimizde olmayan sebeplerle arşivimizden kaybolan bu röportajı bulduğumuzda ayrıca bir tarihi vesika ve kaynak olarak bunu da ilave edeceğiz.

Devam edecek…

 

Şamil İGDE

Son Karar ve Genç Adam dergilerinde yazdı. 1990’lı yıllarda, Büyük Doğu-İBDA fikir hareketi taraftarlarına düzenlenen 28 Şubat süreci operasyonlarndan birinde gözaltına alındı. 2010 yılına kadar toplam üç kez cezaevine konuldu. İş adamı. Evli ve 2 çocuk babası. Çeçen kökenli ve Sivas’lı. Ebed Bizimdir sitesinin kurucusu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *