$ DOLAR → Alış: 5,74 / Satış: 5,76
€ EURO → Alış: 6,54 / Satış: 6,56

Kuzey Kafkasya Yazıları – 2

Şamil İGDE
Şamil İGDE
  • 22.01.2017
  • 333 kez okundu

Kuzey Kafkasya coğrafyasının büyük bölümünün, Hazar Denizi ile Karadeniz arasını kaplayacak büyüklükte zorlu ve devasa bir sıradağ olması, üzerinde yaşayan halklar hakkında yürütülen dil, tarih  ve köken araştırmalarının çok zor şartlara mahkum kalarak çok yavaş ilerlemelerine ve dolaysıyla da öne sürülen görüşlerin, her birinin bir diğerine zıt olarak yığılıp, öylece ortada kalmalarının da sebebi olmuştur.

Bilim insanları, yüzlerce hatta binlerce yıldır aynı toprağı paylaşan ama çoğu aynı dilleri konuşmayan irili ufaklı halkların, yaşam şartlarının son derece zor olduğu bir coğrafyada “nasıl” ve “niçin” bir araya geldiklerini izah etmeye çalışsalar da, bu coğrafyaya ve üzerindeki halklara dair söz söylemedeki çaresizlikleri, yaşadığımız yüzyılda bile devam etmektedir.

Örneğin; Karaçay Türkçesi konuşan bir Kafkas yerlisiyle, Çerkes dili konuşan bir Kafkas yerlisinin, yüzlerce ve binlerce yıldır bir dağ silsilesinin üzerinde birlikte yaşamalarının sebebinin tam olarak anlaşılamamış olması, konuyu araştıranlara sadece çeşitli dil-tarih görüş ve araştırmalarından ipucu yakalayıp tahminler yürütmeye çalışmaktan başka çare bırakmamaktadır…

2- Dil ve Tarih

Türk dili gibi, “ne olduğu” ve “nasıl olduğu” belli olan diğer dilleri saymazsak, aslında “eskiden beri” Kafkas dilleri arasında yazısı ve yazılı edebiyatı olan tek dil Gürcü dilidir. Kafkasya genelinde durum böyleyken,  Kuzey Kafkasya halklarına ait olan 50 civarındaki dil arasında ise günümüzde yazısı ve yazılı edebiyatı olan sekiz dil vardır ki, bu diller Abhaz, Adıge, Avar, Çeçen, Dargi, Lak, Lezgi ve Tabasaran dilleridir.

“Ve evet hemen anlaşılacağı üzere, daha düne kadar Kuzey Kafkasya’da yaklaşık 50 civarında müstakil dil olduğu söylenirdi, hiç kimse de bu “Sovyet istiflemesine” itiraz etmezdi.”

Ancak zaman ilerledi, bilimsel çalışmalar yeni bilgiler elde etmeye başladı. Artık, sadece Kafkas özerk cumhuriyetlerinin isimlerinden veya küçük kabilelerin yaşadıkları köylerin isimlerinden  ibaret olan bu yaklaşık 50 civarında müstakil dilden oluşan “Sovyet” dil sınıflandırması, sürekli ilerleyen bilimsel araştırmalar ve yeni bilgilerle artık rafa kalkmıştır. Çünkü, yazısı ve yazılı edebiyatı olan-olmayan bu 50 civarındaki dilin bir çoğunun, “Sovyet” dil sınıflandırmasının aksine, aslında sadece birkaç dilin kolları olduğu yavaş yavaş gün ışığına çıkmaktadır. Son yıllarda, Çeçenceden Lezgice’ye ve Avarcaya, Adıge dilinden Abhazcaya kadar bir çok dilin, bir çok yönden birbirine yakınlıkları ortaya çıkarılmaktadır. Yani bir örnekle; Çeçence ve İnguşça gibi, aslında her şeyiyle aynı bir dili, 2 özerk devletçiğin ismiyle ayrı ayrı sunan “Sovyet uyarlamalarının” hükmü kalmamıştır.

(Bu noktada bir parantez içerisinde, Çarlık rejiminin yıkılması sonrasında, irili ufaklı neredeyse tüm Kafkas ve Türk halklarına muhtariyet ve kültürel özgürlük tanıyan “Sovyet” politikalarının, bir açıdan bakıldığında aslında Kafkas ve Türk halklarını kültürel açıdan muhafaza ettiği de söylenebilir. Sovyetlerin, Türk ve Kafkas halklarını kabile kabile bölerek bir yandan devlet düzenlerinin güvenliğini sağladıkları, ama bu bölerek izole ettikleri halklara verdikleri özerkliklerle, bir yandan da “farkında olarak veya olmayarak”, Çarlık rejimi boyunca darmadağınık bir şekilde yaşayan ve hızla yozlaşan Kafkas ve Türk halklarının, kültürel açıdan tamamen yozlaşmalarının önüne geçtiği görülmektedir. Bu yönüyle Sovyet rejiminin , bilerek veya bilmeyerek “bütün halklara özgürlük” ilkelerine sadık kalmadıklarını söylemek, bize göre aslında pek te mümkün değildir.)

Sovyet dil sınıflandırmasını, şimdilik bu kadarla geçersek…

Kafkas dilleri hakkında ileri sürülen en “orijinal” görüşlerden biri, Gürcü kökenli bir Rus dilbilimcisi olan Nikola Marr‘a (1865-1934) aittir. Marr, dönemindeki görüşlerin tümünün aksine ve ilginç bir şekilde Kuzey Kafkasya dillerini “Yafetik Diller” olarak tarif etmiş ve sınıflandırmıştır. Marr’ın bu görüşüne göre,  Kafkas dillerinin tümü birbiriyle akrabadır ve tümü Yafetik dil ailesi içerisindedir.

Vaktiyle bir çok bilim insanı Nikola Marr‘ın çeşitli meselelerdeki görüşlerine başvuruyor olsalar da, aynı Marr‘ın “Yafetik Diller Nazariyesi”, öne sürüldüğü dönemde bilim çevrelerinin ve araştırmacıların çok ilgisini çekerek yıllarca tartışılmış, sonraları ise (Moskova’nın da bu görüşten hoşlanmadığı söylenir) karşı çıkılmış ve ilgi görmeyerek unutulmuştur. Hatta sonraları Nikola Marr‘ın kendisinin de (burada da muhtemelen Moskova’nın baskısı vardır) “Yafetik diller” görüşünde ısrarcı olmadığı söylenir.

Kuzey Kafkasya halklarının dillerine dair daha başka görüşler de mevcuttur ama hiçbir zaman dikkate alınmamış tutarsız ve meseleyle alakasız görüşler ilgimizi çekmiyor…

Son yıllarda gittikçe ilerleyen araştırmalar ve sürekli artan yeni bilgiler, ilerideki yıllarda meseleyi nasıl izah eder  bilemiyoruz ama halihazırdaki genel kabule göre, Kuzey Kafkasya’da varlığını sürdüren diller 3 grupta toplanır:

1- Nah-Dağıstan dilleri.

2- Çerkes (Adıgey, Abhaz, Ubıh) dilleri.

3- Türk dili.

Nah-Dağıstan dilleri; Çeçen, İnguş, Bats, Avar, Andi, Dargi, Lak, Lezgi, Tabasaran dilleri gibi Kuzeydoğu Kafkasya’da, yani İçkeri-Dağıstan bölgesinde konuşulan ve yazılan dillerdir.

Adıgey, Abhaz ve Ubıh dilleri ise Kuzeybatı Kafkasya’da yaşayan Çerkes boylarının kullandıkları dillerdir. Bu dillerin arasındaki Ubıh dili ne yazık ki yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Türk dillerine gelince, bunlar da Kuzey Kafkasya’da yaşayan Karaçay-Malkar, Kumuk, Nogay Türklerinin dilleridir.

Genel anlamda Kafkas dillerini sayacak olursak, bunlara ilaveten Azeri Türkçesi, Gürcü dili, Asetin dili ve Moğol kökenli olduğu söylenen Kalmuk dilini de ekleyebiliriz. Ermeni diliyse, Kafkas veya Kuzey Kafkas dillerinden sayılmamaktadır ve diğer diller ile bir yakınlığı yoktur.

Son yıllarda, özellikle Kuzeydoğu Kafkasya yani İçkeri-Dağıstan bölgesinde yaşayan Çeçenlerin dilinin, Urartu diliyle yakınlığı keşfedilmiş ve bu yakınlığa istinaden bazı kesimlerce, Urartular ile Çeçenler arasında etnik bağ iddiaları öne sürülmüşse de, bunlar sadece tartışma konusu olabilmiştir.

Çünkü meseleyi heyecanla ve henüz net olmayan bilgilerle izah etmeye çalışan ve sadece Çeçen dilinin, Urartu diliyle olan yakınlığına istinaden etnik bağ veya soy birliği iddialarını öne sürenler, örneğin yeni yeni açıklanmaya çalışılan, Çeçen dilinin Lezgi ve Avar diliyle yapısal benzerlikler taşıması durumunu izah edememektedirler. Bununla birlikte, Lezgi ve Avar dilleri ile Çeçen dilinin yapısal benzerliklerini öne sürenlerin de, Urartu dilinin gerçekten de Çeçen dilinin bazı yönleriyle birebir aynılığı yüzünden kafaları karışmaktadır. Üstelik sadece Çeçenler hakkında değil, Lezgiler hakkında da Urartular ile etnik bağ iddiaları mevcuttur. Urartulara “soy bağlama işi” o kadar komik bir haldedir ki, Urartulara akrabalık iddiası, farkında olunmadan örneğin Ermenilerden Kürtlere kadar bir çok kavimle akrabalık gibi bir komikliği de dayatır. Çünkü Urartular, her milletten heyecanlı araştırmacılar için, adeta bir “soy bağlama medeniyeti” haline gelmiştir.

Türkiye’de yaşayan Çeçenler arasında, dil ve tarih araştırmalarıyla çok iyi tanınan ve birkaç yıl önce vefat eden rahmetli Tarık Cemal Kutlu, Urartu dili ile Çeçen dili arasındaki yakınlığı geniş araştırmalarla ortaya koyan önemli isimlerden biriydi. Ancak bize göre, mükemmel bir dil araştırmasının sonunda öne sürdüğü ve etnik aidiyet iddia eden “Çeçenler, Urartuların günümüzdeki devamıdır” görüşü, dillerin benzerliği dışında, henüz yeterli dayanağa sahip değildi.

Çeçen ve Urartu dili arasındaki “benzerlik” üzerine başlayan “benzeri” tartışmalar, sadece Çeçenler hakkında değil, Çerkesler ve diğer Kuzey Kafkasya halkları hakkında da mevcuttur ve görünen o ki bu tartışmalar ve araştırmalar er veya geç sağlıklı bir sonuca ulaşacaktır. Zira Kuzey Kafkasya halkları hakkındaki  ciddi araştırmalar ancak yeni yeni başlamıştır. Üstelik, Kuzey Kafkasya halklarının dilleri ve kökenleri açısından yeni ipuçları verecek olan Sarmatya meselesi, henüz dikkatleri çekebilmiş ama el atılmamış olarak öylece beklemektedir ve bize göre Sarmatlar hakkında elde edilecek yeni bilgiler, Kuzey Kafkasya halkları hakkındaki bilgileri baştan başa yenileyecek ve büyük ölçüde zenginleştirecektir.

Bu çerçevede bir tartışma konusu da, İspanya’nın kuzeyinde yaşayan Baskların dilinin, Çerkes-Abhaz  diline yakınlığıdır. Hatta, Bask bölgesi yerlilerinin ve Çerkeslerin sadece dillerinin değil, gelenek ve göreneklerinin de neredeyse birbirinin aynı olması, araştırmacıları heyecanlandırmaktadır ve tartışmalar gerçekten de çok ilgi çekicidir… Basklar ve Çerkeslerin tartışma konusu olması çok normaldir çünkü, Baskların aynı zamanda Türkler ile de bağlarının olduğu iddialarının sayısı da hiç az değildir…

Türkçü Rafet Körüklü, Nihal Atsız‘ın kendisine şöyle bir olay anlattığını nakleder:

Bask kökenli 3 genç Nihal Atsız‘a gelir. Kendilerinin aslen Türk olduklarını ve Avrupa’nın göbeğinde dillerini, kültürlerini ve törelerini korumak için mücadele ettiklerini söyleyerek, “kan bağımız olan Türkiye’den destek bekliyoruz” derler… Rafet Körüklü, Nihal Atsız’a gelenlerin Türk olup olmadıklarını sorar. Nihal Atsız “Türk olduklarından şüphem yok” diye cevaplar…

Bize göre, Bask dilinin, gelenek ve göreneklerinin Çerkes ve Türk topluluklarına benzerliği araştırıldıkça ve yeni bilgiler gün ışığına çıktıkça ezberler daha da bozulacaktır ancak, tıpkı Sarmatya ve Kuzeydoğu Kafkasya alakasında olduğu gibi, henüz bir şey iddia etmek için çok erkendir. Çünkü bir örnek daha verecek olursak; vaktiyle Karadeniz‘in doğusunda cirit atan ve ticaret yapan Ceneviz gemilerinin zaman zaman köle ticareti yaptıkları ve Tatar, Abhaz, Çerkes ve Dağıstan yerlilerini kaçırıp veya müreffeh bir hayatla kandırıp,  Avrupa içerilerinde hatta Mısır’da köle olarak sattıkları gibi yüzlerce küçük ama önemli ayrıntı hep gözden kaçmıştır ve halen kaçmaktadır…

Kuzey Kafkasya dilleri ve tarihi hakkında o kadar fazla sayıda efsaneler, ard niyetli ve dayanaksız görüşler, rivayetler konuşulmaktadır ki; örneğin henüz  1917 yılında Osmanlı Devleti ve Azeri Türklerinin de desteğiyle kurulan Şimali Kafkasya Cumhuriyeti‘nin kurultaylarında, devletin resmi dilinin Kumuk Türkçesi olarak kabul edilmesi gibi tarihi ayrıntılar arada kaynayıp gitmektedir. Biz, ilerleyen sayfalarda Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti üzerinde ayrıca duracağız…

Özetle; Kuzey Kafkasya halklarının dillerinin nasıl oluştuğu, hangi dillerle yakın veya uzak oldukları gibi soruların cevapları, ileriki yıllarda daha net bir şekilde cevaplanacaktır ve şu an kesin bir şey söylemek için henüz çok erkendir. Kaldı ki dil bilimcilerinin ekserisi de, meseleye dair kesin bir cevap vermemektedirler.

Bu noktadan sonra dil meselesini dil bilimcilerine bırakarak ve onların ortaya çıkaracakları yeni bilgileri bekleyerek,  Kuzey Kafkasya halklarının tarihlerine göz atacağız…

4-5 bin yıl öncesinde yazılı dilleri olan Sümerler, Mezopotamya kavimleri, Mısır ve Hitit medeniyetleri, nedense Kuzey Kafkasya halklarının öncülerinden hiç bahsetmemişlerdir. Adı geçen medeniyetlerin, Önasyalı ve Kafkasyalı kavimlerin atalarıyla sosyal ve ekonomik ilişkilerinin olduğunu söyleyen antropolojik kanıtlara rağmen, sosyal ve ekonomik ilişkileri olan bu Önasyalılar ve Kafkasyalılara dair, geride yazılı tek bir kelime bile bırakmamaları ilginçtir ve Kuzey Kafkasya halklarının atalarına dair ilk kördüğümler bu tarihlerde başlar ve bu kördüğümlerin çözülmeleri de ne yazık ki şu an imkansız gibidir.

“Kafkas” ismi hakkında, eski Yunan ve Roma yazarlarından bugüne kadar pek çok görüş öne sürülmüş ancak hiç biri bu isim hakkında tatmin edici bir izah getirememiştir. Eski Yunan mitolojisine kadar giren bu ismin kimi eserlerde “aslında Himalayaları kastettiği” söylenmiş, kimi eserlerde dağların eteklerindeki “bir çobanın ismi olduğu” söylenmiş, kimi eserlerdeyse Kafkas isminin “Kas isimli bir kavmin isminden  türediği” söylenmiş ama hiç biri bu ismin nasıl ortaya çıktığını tam olarak izah edememiştir ve Kafkas isminin nasıl ortaya çıktığı hala belirsizliğini korumaktadır.

Bu belirsizlik, Kafkas dağlarının sisleri ardında yaşayan halkların isimleri noktasında da kendini gösterir. Çerkesya ve İçkerya-Dağıstan halklarının isimleri de, tıpkı yanında yöresinde yaşadıkları Kafkas dağlarının ismi gibi henüz tam olarak anlaşılamamıştır.

Daha önce dediğimiz gibi, bir çok medeniyetin  4-5 bin yıldır yazılı dillerinin olmasına karşılık, Kuzey Kafkasyalı halkların yazılı dile sahip olmaları henüz birkaç yüzyıllık geçmişe dayanmakta ve bu durum meseleyi araştırmayı iyice zorlaştırmakta.Ama yine de, sınırlı sayıda eski Yunan ve Roma kitaplarında, Kuzey Kafkasyalı halkların kendilerine verdikleri isimlere rastlanmakta…

(Devam edecek…)

 

Facebook ile yorum yapın:

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *