Kuzey Kafkasya Yazıları – 5

Şamil İĞDE
Şamil İĞDE
  • 30.05.2017
  • 82 kez okundu

Netice olarak, ne kadar aykırı ve mantıksız ses duyulursa duyulsun, Nart Destanları biraz incelendiğinde, Kuzey Kafkasya’da çeşitli etnik kimliklerle bir arada yaşayan Kafkas Milleti’nin ortak bir değeri olduğu zaten hemen anlaşılacaktır ve anlaşılmaktadır. Bu mesele hakkında mesai ve emek harcamış tüm saygın bilim adamları ve araştırmacılar bu noktada hemfikirdir.

Kuzey Kafkasya’da yazılı eserlerin, destanların, masalların ve hatta günlük yaşamın önemli unsurlarından biri de, Nart destanlarındaki kahramanlar gibi, isimleri nesilden nesile anlatılan, çeşitli sebeplerle dağlarda yaşamayı tercih etmiş “Abrek” isimli savaşçılardır.

Abrekler, tarih sahnesine çıkışlarından bu yana Çeçenistan’da daha çok görülseler de, Adıgey’den, Dağıstan’ın Hazar kıyılarına kadar bütün Kuzey Kafkasya’da yaşamış Kafkas Milleti’nin, çeşitli soy ve boylarına mensup, saygı duyulan savaşçılarıdır. Onlar hayal ve masal kahramanları değillerdir.

Önceleri, dağlarda yaşayan kanun tanımaz haydutlar olarak görülmeye başlayan Abrekler, haydut olarak bilindikleri ilk dönemlerde bile mazlumların ve fakirlerin yanında olmuşlar, sonraları Ruslarla yaşanan savaşlarda Rus askerleriyle kıyasıya savaşarak halk nazarında saygın bir yer edinmişlerdir. Yurtsever, adil ve mücadeleci karakterleriyle, sıradan haydutlar gibi yaşamayıp, yüzyıllar boyunca yurt savunması yaparak, direniş geleneğinin kahramanları oldular.

Onlar, ya Rus generallerine veya benzeri zalimlere kafa tutmuş, bu uğurda dağlarda yaşamayı göze almış cesur adamlardır. Rus generallerin ve benzeri yabancı düşmanların olduğu kadar, yerel hainlerin ve zalimlerin de kabusu olmuş, yüksek karakterli isyancılardır. Hayatları, ahlakları, cesaretleri ve masum ve  mazlumlara karşı son derece merhametli olmalarıyla, binlerce hatta yüzbinlerce Kuzey Kafkasyalı genç adama ilham kaynağı olmuş insanlardır. Kuzey Kafkasya’da halk Abrekleri öylesine benimsemiştir ki, bir çocuğun tıpkı “ben doktor olacağım” demesi kadar, “Abrek olacağım” demesi de gurur duyulacak bir şeydir.

Kuzey Kafkasya’da bu gün, Abreklerin hatırasına yapılmış ve sergilenmiş heykellere, tablolara rast gelmek mümkündür. Mezarı belli olanların mezarları, kabir ziyaretçilerinin duraklarından biridir. İsimlerinin yeni doğan bebeklere verilmesi sık görülen bir durumdur.

Kısaca Abrekler, adeta Nart destanlarındaki hayali kahramanların hayatta vücut bulmuş halleridir. Abreklerin aralarında sefil, berduş, düşük karakterli birine bu güne kadar rastlanılmamıştır. Onlar adaletsizliğe ve zulme karşıdırlar, bunun için de, zalime karşı çevrilmiş silahlarıyla yaşar, silahlarıyla ölürler. Bu halleriyle de Kuzey Kafkasya’nın sembollerinden biri olmuşlardır.

Abrek nedir? Kimdir? Nasıl yaşar?

Bu ve benzeri sorulara Çeçen Abrek Zelimhan’ın hayat öyküsünde cevap arayalım…

Zelimhan

Abrek Zelimhan, dik başlı ve gururlu bir adamdı. Hayatı boyunca, kimseyi kalleşçe tuzağa düşürdüğü görülmedi. Yapacağı eylemleri Ruslara önceden bildirir, tarihini ve hatta saatini bile söylerdi. Böyle ilginç bir hareket tarzı vardı.

Zelimhan’ın bu huyu, Rus karargahı tarafından öylesine kanıksanmıştı ki, hiç kimse, hatta Rusların en üst düzey generalleri bile, Zelimhan’ın, bildirdiği tarih ve saatte eylemini gerçekleştireceğinden şüphe etmezlerdi. Ki o da, her defasında sözünün arkasında durur, alınan bir çok askeri tedbire rağmen yapacağını yapar, sonra bir kartal gibi yine dağlara, yuvasına çekilirdi.

Zelimhan’ın, daha önceden duyurduğu tarih ve saatlerde, tüm askeri tedbirlere rağmen eylemlerini gerçekleştirip ortadan kaybolması bir mucize değildi. Mucize değildi ancak, Zelimhan’ın bir çok insanda olmayan, doğuştan askeri yetenekleri vardı ve kuşkusuz kendisi de bunun farkındaydı. Zelimhan, bu askeri yetenekleri sayesinde, Rus askerlerinin yığın halinde bekledikleri, karargah kurdukları ve kendilerinden son derece emin oldukları askeri yığınak noktalarında bile birdenbire ortaya çıkıyor, Rusların veya yerli, hain işbirlikçilerinin aldığı bütün askeri tedbirleri bir şimşek hızıyla gözden geçiriyor, saniyeler içinde güvenlik hatlarının açıklarını buluyor, bu açıkları keşfettiği anda doğrudan saldırıyor, saldırının meydana getirdiği kargaşanın da açıklarını bulup bir daha saldırıyor ve bu saldırıları amacına ulaşana kadar peş peşe sürdürüyor, sonra da bir anda da ortadan kayboluyordu.

Zelimhan’ın bir özelliği de, kendisine yardım ettiği için veya arkadaşı olarak bilindiği için Ruslar tarafından cezalandırılan bir insan olursa, bunun bedelini mutlaka ödetmesiydi. Ne yapar eder, Rus birliklerinin orta yerinde birden belirir, kendisine yardım ettiği veya arkadaşı olduğu gerekçesiyle köylülere zulmeden sorumlunun işini bitirirdi. Onun bu huyunu Ruslar ve Ruslarla işbirliği yapan yerli hainler çok iyi bildiklerinden, köylülere adaletsiz davranmaktan veya açıktan cezalandırmaktan korkarlardı. Zelimhan hayattayken, zalimlikleriyle ün salmış en vicdansız polis komiserleri bile, korkudan insanlara adil davranmak zorunda kaldılar. Zira, bir yerlerden dağlara haber sızması durumunda, Zelimhan’ın gerektiğinde bir gölge gibi evlerinin önüne kadar girip, oracıkta kendilerini vuracağını veya başlarını gövdelerinden düşüreceğini çok iyi bilirlerdi.

Bir de doğru sözlülüğü, asla yalan konuşmaması ile ünlüydü. Daha bıyığı terlememiş bir delikanlıyken bile Zelimhan’ı herkes severdi ve küçük yaşına rağmen saygı gösterirlerdi. Çünkü Zelimhan da diğer insanlara karşı son derece saygılı, saygın ve gururlu bir çocuktu. Hırsızlık, yalancılık, korkaklık, dedikodu, gıybet gibi, bir erkekte hemen sırıtacak kötü huyları yoktu. Herhangi bir mesele tartışıldığında eğer Zelimhan’ın da bu mesele hakkında bir söz söylediği biliniyorsa, herkes “Zelimhan diyorsa doğrudur” deyip tartışmayı uzatmazlardı.

İşte Çeçenlerin adına şiirler yazdıkları, ezgiler söyledikleri Zelimhan, henüz çocukken de, böyle yüksek karakterli bir adamdı.

O, 1872 yılının Ocak ayında, Çeçenya’nın Kharaçuo aulunda (aul kelimesi Türkçe’de köy anlamına gelir) dünyaya gözlerini açtı.

Köyünde sakin bir hayat yaşarken, ailesi başka bir aile ile bir meseleden dolayı anlaşmazlık yaşamaya başladı. Aslında ailesinin yaşadığı anlaşmazlık ve aileler veya kişiler arasında yaşanan benzeri anlaşmazlıklar, normal şartlarda Çeçen büyüklerin kontrolünde bir neticeye bağlanıp, aileler veya kişiler arasındaki husumet bitirilirdi. Ama bu meselede öyle olmadı. Anlaşmazlık, Rus işgal karakollarına ve işgal mahkemelerine kadar intikal etti ve Zelimhan bu yüzden iki kez hapse girdi.

Son tutuklandığında yalancı şahitlerin yüzünden cinayetle suçlandı ve ağır hapis cezasına çarptırıldı. Bunun üzerine, 1901 yılında, hapsedildiği ve kaçılması imkansız olarak bilinen Rus hapishanesinden firar etti. Dağlarda, Abrek olarak yaşamaya başladı…

1906 yılında, ailesini mağdur eden Rus Yarbay Dobrovolski’yi öldürerek, tarihe geçen mücadelesine başlamış oldu.

1908 yılında, Terek civarında bir kişiyi fidye için kaçırdı. Fidye olarak almayı planladığı parayla, başka ülkelere gidip beladan uzak bir hayat yaşamayı planlıyordu. Ama olmadı. Muhtar Borğani ve adamlarıyla, bu olay yüzünden bir çatışma yaşandı. Bu çatışmada, babası Guşmazukha’yı ve erkek kardeşi Soltamurd’u kaybetti.

Babasını ve kardeşini kaybettiği yıl, Viedan’a atanan albay Galayev’in köylülere zulmettiğini öğrendi ve albaya zalimlik yapmaması için haberler gönderdi. Albay oralı olmayıp, köylülere işkence etmeye devam edince, Zelimhan onu öldürdü.

Albayın ölümünü öğrenen sözde Terek Askeri Valisi Rus General Miheyev, Zelimhan’ın başına 10.000 Ruble ödül koyarak, peşine askerler taktı. Zelimhan, General Miheyev’le alay edercesine, kendisini yakalayacak olan Rus askerine 35.000 Ruble ödül vereceğini söyledi.

General Miheyev, sadece Zelimhan’ı yakalamakla görevli bir askeri birlik oluşturdu ve başına yarbay Verbitski isimli bir subayı atadı. Bir süre sonra Zelimhan, bir mektup yazarak yarbay Verbitski’yle teke tek karşılaşmak istediğini söyledi. Verbitski, düello yapacakları yere tek başına gelmedi, askeri birliğiyle geldi. Bunun üzerine Zelimhan, bir süreliğine geri çekildi. Kısa süre sonra, Grozni Devlet Bankası’nı soydu ve 20.000 Ruble kadar bir paraya el koydu. El koyduğu parayı, eziyet gören köylülere dağıttı.

Zelimhan’ın ortadan kaybolmasına kızan Yarbay Verbitski, Zelimhan’a yardım ettikleri ve arkadaş oldukları iddia edilen bir çok masum köylüyü Gudermes meydanında topladı. Aralarından 3 kişiyi zevk için öldürdü, bir çoğunu da yaralı halde bıraktı.

Bir süre sonra Verbistski’ye, Kizlyar Devlet Bankası’nı öğlen saat 12:00’de soyacağını bildiren Zelimhan, yarbay Verbitski’nin aldığı tüm önlemlere rağmen, adeta alay eder gibi saat tam 12:00’de Kizlyar Devlet Bankası’nı soydu. Verbitski çaresizlik içinde sinir krizleri geçirirken, Zelimhan’ın haberi Moskova’ya kadar ulaştı ve bu haberle Moskova çalkalandı.

25 Eylül 1910’da Nazran Garnizon Komutanı Prens Andronikov, emrindeki askeri birlikle Zelimhan’ın etrafını çevirdi. Zelimhan, bu kuşatmadan yara bile almadan kurtuldu. Bunun üzerine çılgına dönen Andronikov, hiçbir askeri ahlaka ve ahlaki değere sığmayacak aşağılıkça bir hareket yaparak, Zelimhan’ın ailesine saldırdı ve eşi Bitsi’yi ve çocuklarını tutuklattı. Zelimhan, eşini ve çocuklarını götüren askeri birliğe Assa ırmağı üzerinde pusu attı. Assa ırmağında yaşanan çatışmada eşini ve evlatlarını kurtaramasa bile, Prens Andronikov ve Teğmen Afanasyev ile bir çok Rus askerini orada öldürdü.

15 Ekim 1911 Pazar günü, Albay Morganiya’nın kumanda ettiği 3 bölük Dağıstan askeri ve 200 Kazak süvari eşliğindeki bir çok yerli hainden müteşekkil bir sözde askeri birlik, Sunjenski isimli bölgede Zelimhan’ın içinde bulunduğu  evi kuşattılar. Zelimhan, yüzlerce askerin tamamen kuşattığı evden kurtuldu. Albay, Sunjenski’de, Zelimhan’a yardım ettiği gerekçesiyle bir çok insana işkence etti ve öldürdü.

9 Aralık 1911 Cumartesi günü aynı askeri birlik, Zelimhan’ı bu defa, doğup büyüdüğü Kharaçuo köyünün civarındaki bir mağarada kıstırdılar. Mağaranın arkadan, üstten veya yandan başka bir giriş çıkışı yoktu. Bunu bilen Albay, hiç acele etmiyor, mağarayı sürekli top ateşi tutturuyordu. Zelimhan’ın er veya geç mağaradan çıkıp önlerine düşeceğini hesap ederek bekliyordu. Birkaç gün süren kuşatmada, Zelimhan sadece 5 el ateş etti ve bu 5 silah atışıyla 2 Rus askerini öldürüp 3 tanesini de yaraladı.

11 Ekim Pazartesi günü, Rus Albay’ın ve askerlerinin hiç beklemediği bir şey oldu. Birden tüfekler, tabancalar patladı ve mağaranın önünden aşağıya, yamçının içinde biri yuvarlandı. Albay ve askerleri müthiş sevindiler. Albay hemen üstlerine Zelimhan’ın yakalandığını bildiren telgraflar çektirdi. Ama askerler gidip baktıklarında, yamçının içinde bir ağaç kütüğü buldular. Zelimhan yine ele geçmemişti.

Zelimhan’ı askeri tedbirlerle yakalamanın çok zor olacağını anlayan Rus komutanlar, köylerde, kasabalarda, Zelimhan’la bir şekilde irtibat kurabileceğini veya irtibatta olabileceğini düşündükleri bir çok insanı, parayla satın almaya başladılar. Maalesef insanlık tarihi kadar eski olan bu tuzak işe yaradı ve Ruslar, menfaat karşılığında insanlığını, akrabalığını, arkadaşlığını, onurunu satacak bazı insanlar buldu.

Abrek Zelimhan, 27 Eylül 1913 Cumartesi günü, anne tarafından akrabası olan Elmirza’nın (Elmarza da denir) evinde tuzağa düşürüldü. İlk mermiyi, arkasından yaklaşan akrabası Elmirza sırtına sıktı. Buna rağmen orada, içlerinde onurunu ve şerefini Ruslara satmış yerli hainlerin de bulunduğu çok kalabalık bir grup sözde askerle saatlerce çatışan Zelimhan, sonunda kan kaybına yenik düştü.

Kan kaybı yüzünden kendinden geçip bayılınca, Ruslar onun bedenini delik deşik ettiler. Son Abrek denilen Zelimhan, arkasında zalime baş eğilmemiş bir ömür, onurlu bir hayat, teslim alınamamış bir irade ve milyonlarca duacı bırakarak ebediyete göçtü.

Şöyle bir söz söylediği rivayet edilir Zelimhan’ın: “Bizimkiler yabancılardan daha alçaktır. Bizimkilerden daha çok korkulur. Bizdendir diye güveniyorsun, arkandan hançerliyorlar…”

O öldükten sonra, Kuzey Kafkasya’da Zelimhan’ın hatırasına şiirler yazıldı, kahramanlık ezgileri söylendi. Çocuklara ismi konuldu, onun kahramanlıklarıyla süslenmiş masallar anlatıldı. Onu vuranlar, pusuya düşürenler, ailesine el uzatacak kadar alçaklaşanlar lanetle anılırken; o ise, halkının kalbini fethetmiş, onurlu bir erkek, korkusuz bir kahraman olarak tarihe geçti.

“kar yağar
Zelimhan’ın üzerine
mermi yağar
mermi yağar
namert yağar…”

(Devam edecek…)

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *