Kuzey Kafkasya Yazıları – 3

Şamil İGDE
Şamil İGDE
  • 30.03.2017
  • 176 kez okundu

Birleşik Kafkasya Bayrağı

Kuzey Kafkasyalı halkların kendi dillerindeki isimleri veya kendi dillerindeki isimlerinden türediği varsayılan isimler ve kelimeler, konuyu araştıran bilim insanlarınca muteber sayılan Strabon, Herodot gibi isimlerin eserlerinde sıkça geçmektedir. Yine bazı eski Ermeni ve Gürcü kaynaklarında da, özellikle Çeçenlerin ve Çerkeslerin kendi dillerindeki isimlerine, hatta kabile isimlerine kadar ayrıntılı bilgilere rastlanmaktadır.

Dil ve köken bilimcilerinin ekserisine göre Çeçenler, Kuzeydoğu Kafkasya’nın Yafetik kavimlerindendir. Ve bir çok görüşe göre, Kafkasya’ya güneyden giren ilk Yafetik topluluk olmaları da kuvvetle muhtemeldir. Yine bununla birlikte Çeçenlerin kökenleri ile ilgili, büyük bir kısmı saçma, önemsiz ve  dayanaksız olmakla birlikte çok çeşitli görüşler vardır. Hem Çeçenler, hem Çerkesler, hem de Dağıstanlılar ve Asetinler açısından bunlara hiç değinmeyeceğiz.

Yığınla mesnetsiz vesikaya ve bilgi kirliliğine rağmen, tarih boyunca Orta Kafkasya ile Doğu Kafkasya arasındaki Terek-Sunja havzasında yaşayan Çeçenlerin ataları olduğu varsayılan Nakhlar hakkındaki ilk ciddi bilgiler, Yunan yazar, tarihçi ve filozof Strabon’dan (MÖ 64 – MS 24) elde edilebilmiştir. Kafkasya’yı çok yakından tanıyan ve bir Karadeniz yerlisi olan Strabon’un bildirdiklerine göre, Nakh-Vaynakh geçmişi Gargareylere dayanır. Aynı bilgiyi, ayrıntılı bir şekilde teyit eden bazı 7-12. yüzyıl Ermeni kaynaklarına ve gayrı resmi Gürcü tarihi olarak ta bilinen Kartlis Tskhovreba’ya göre de durum aynıdır; bölgede, yine başka kaynaklarda, bazılarının isimleri Sarmatya kabileler federasyonunda da geçen 53 halk mevcuttur ve bu eserlerde isimleri geçen Nakhçamatlar, Kustlar ve Durtzugların, bu günkü Çeçenlerin ataları olduğu öne sürülmektedir. Bu isimlerin, halen bazı Çeçen kabileleriyle birlikte yaşıyor olması da bu görüşü desteklemektedir.

Rus bilim insanı Krupnov ile birlikte, onun takip ve teyitçileri de, uzun ve ciddi tarihi araştırmalarının neticesinde Nakh-Vaynakh toplumun atalarının Gargareyler olduğunu öne sürerler.

Osmanlı ordusunun tanınmış Çerkes kökenli generallerinden İsmail Berkok Paşa’da, Nakhların geçmişini, Gargareylere ve oradan yola çıkarak, Ural-Altay bölgesinden batıya doğu yayılıp, Kafkasların kuzeyine yerleşen ve günümüzde, çoğunluğunu Ural Altay kabilelerinin oluşturduğu öne sürülen bir kabile federasyonu devleti olan Sarmatlara bağlar.

Ancak bir önceki sayıda dediğimiz gibi, hem Çeçenler ve hem de Kafkasya’da yaşayan diğer halkların tarihleriyle doğrudan alakalı olduğu öne sürülen Sarmatlar ve Gargarlar, meseleye dair araştırma ve cevapları oldukça zenginleştirecek olmasına rağmen, henüz neredeyse hiç el atılmamış bir konu halinde, bilim insanlarını beklemektedir.

Urartu diliyle Çeçen dilinin neredeyse birebir aynılığı üzerinden yürütülen tarih ve köken araştırmalarının durumu da aynıdır. İleride ne tür bilgilerle karşılaşacağımız elbette şu an bilinmiyor ama halihazırdaki dil benzerliğinin dışında, henüz başka bir Çeçen-Urartu bağına rastlanılmamıştır ve Çeçenler ile Urartular arasında sadece dil benzerliği üzerinden soy birliği iddiaları, ciddi çalışmalar olmakla birlikte, daha önce dediğimiz gibi, dil benzerliği dışında başka bir benzerlik gösteremeden, çok erken öne sürülmüş görüşler olarak kalmışlardır.

Eldeki kaydadeğer verilere göre, Çeçenlerin ve diğer Kafkas halklarının ve kültürlerinin oluşmasında güneyli ve batılı insan topluluklarının değil, Hazar’ın doğusu ve kuzeyinde yaşamış insan topluluklarının yer aldıkları artık çok açık bir şekilde anlaşılmakta.

Halen merkezi İstanbul’da bulunan Kafkas Vakfı’nın tanınmış isimlerinden, Karaçay kökenli bilim insanı, tarihçi ve yazar Dr. Yılmaz Nevruz‘un yüzlerce ciddi ve kayda değer tarihi araştırmayı süzerek yazdığı “Umumi Kafkas Tarihi” isimi eserinin birinci cildinde Çeçenler hakkında dediği gibi:

“Netice itibariyle, Vaynakhların etnik çekirdeğini, Önasya çıkışlı insan gruplarının meydana getirdiği avtokton kabileler oluşturmuştur. Bunlara Avrasyalı göçebe kavimler ile Türkî kavimler dahil oldular. Bu son iki grup kabileler, yerel kültür potasında eriyerek hepsi birlikte, Kafkas Süper Etnosu’nun önemli bir bileşeni olan Vaynakh subetnik grubunu oluşturdular.”

Aslında yalnızca Çeçenlerin tarihlerinde değil; Çerkesler, Karaçay Malkarlar, Dağıstanlı halklar ve bu halklarla birlikte Kuzey Kafkasya’nın tam ortasında yaşayan Asetinlerin tarihlerinde de aynı derin ve inkar edilemez izler mevcuttur.

Yine Dr. Yılmaz Nevruz’un kapsamlı araştırmasına göre, Moğolların “Serkesut” dedikler Çerkeslerin adı, 14. ve 15. yüzyıllardaki Doğu Avrupa ve Kafkas kaynaklarında geçmeye başlar. Bu ismin kaynaklarda geçmeye başladığı tarihler, tam da Moğolların, Alanları yenmesi ve Türkî kabilelerin Ön Kafkasya’ya göç etmeye başladıkları tarihlere denk gelir. Çerkeslerin tarihi de yine Çeçenler gibi tam olarak aydınlatılabilmiş değildir. Ancak halihazırdaki bilgilere göre daha önceki tarihlerine dair bir tespit olarak, yine Dr. Yılmaz Nevruz’un öne sürdüğü görüşü tekrarlayabiliriz:

“M.Ö 3. binyıldan itibaren, kuzeyden Kafkasya’ya doğru yeni bir insan göçü başladı. Avrasyalı göçebeler-nomadlar adını alan bu kabilelerden Kafkasönü steplerine ilk gelenler “Arkeolojik Kurgan Kültürü Taşıyıcıları” adı verilen göçebe koyunculardı. Bunları arkeolojik Srubnoy Kültürü Taşıyıcıları olan nomadlar takip etti. Her iki göçebe grubu arasında Dolmen Kültürü kabileleri ile Katakomp Kültürü kabileleri Kafkasya’ya geldiler. Bütün bunlar, arkeolojik kültürlü prehistorik kabile gruplarıydı. M.Ö 8. yüzyıldan itibaren Kafkasya’ya sosyo-politik yönden örgütlü, isimleri belli fakat kökenleri tam olarak bilinmeyen tarihsel savaşçı, göçebe kabileler gelmeye başladılar: Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Alanlar. Bunları takiben Miladi çağın başlangıcından itibaren de Türkî kabile grupları geldiler: Bulgarlar, Hunlar, Hazarlar, Kıpçaklar, vs.

Binlerce yıl devam eden süreç içerisinde ortaya çıkan dominant Kafkas Kültürü, dışarıdan gelenlerin hepsini kendi potasında eritti ve onları Kafkaslılaştırdı. En sonunda, aynı kültüre, aynı vatana, aynı yaşam alışkanlıklarına, aynı mensubiyete, aynı mentaliteye ve büyük ölçüde aynı dil ailesine mensup subetnik Kafkas grupları hep birlikte Kafkas Süper Etnosu’nu, bir başka ifadeyle Kafkas Milleti’ni meydana getirdiler.”

Bizce de, Dr. Yılmaz Nevruz’un tespit ve tahlilleri, aksi iddia edilemeyecek derecede sağlıklı. Çünkü, Çeçenlerin, Çerkeslerin, Asetinlerin, Karaçay Malkarların, Avarların, Lezgilerin, Tabasaranların ve diğer tüm Kuzey Kafkasyalı halkların tümünün tarihlerinde aynı izler mevcuttur.

Soru işaretlerini örneklere katarak, birlikte verecek olursak;

Kuzey Kafkasya tarihinin en önemli kültür miraslarından biri olan Nart destanlarının, Çerkes kabilelerinden Dağıstan kabilelerine kadar neredeyse birebir aynı olması ve Nart destanlarının, bazı Türk destanlarıyla (destanlarda geçen isimlerin dışında) neredeyse birebir aynılıkları henüz başka türlü izah edilememiştir.

Aynı şekilde, Çerkes kültürünün önemli bir parçası olan Kurgan Mezar kalıntılarının, Asyalı – Türkî Kurgan kültürü taşıyıcısı kabilelerin geride bıraktıkları arkeolojik kalıntılarla aynı izler taşımasının başka bir açıklaması da henüz mevcut değildir.

Karaçay Malkarların, binlerce yıllık göç, savaş ve etnik soykırımlara rağmen Türkçeyi Kuzey Kafkasya’ya getirmelerinin veya getirenlerden alarak muhafaza edebilmelerinin sebebi başka ne olabilir?

Tıpkı yukarıdaki diğerlerinde olduğu gibi, Çeçenlerin atalarının, İskitlerin Kafkasya üzerinden düzenledikleri seferlere iştirak eden kabilelerden olmasının nasıl ve niçinini de, henüz başka şekilde izah edememekteyiz.

Tüm bu örneklere ilave olarak tekrar yinelemekte fayda var; yalnızca Çerkesler, Çeçenler ve Karaçay Malkarlar değil, Dağıstan kabilelerinden Çerkes kabilelerine kadar tüm Kuzey Kafkasyalı yerlilerin tarihleri aynı izlerle doludur ve bu gün sahip oldukları kültürel miras bunun en açık delilidir. Yani Kuzey Kafkasya halklarının hepsi birden; binlerce yıldır orada yaşayan yerli insan topluluklarının, göçebe savaşçı kabilelerin ve Türkî kabilelerin, baskın Kafkas Kültürü içerisinde bir araya gelmelerinin bakiyesidir demek, fazla iddialı olmaz. Sovyetlerin “tüm halklara özgürlük” diyerek parçalayıp, cetvelle böldükleri bu kabilelerin adı da esasen Kafkas Milleti’nden başka bir şey değildir.

(Bu noktada bir parantez açmak gerekiyor… Şöyle ki, Kafkas kültürünün, sonradan Kuzey Kafkasyalı topluluklara katılan göçebe savaşçı kabileler ve Türkî kabilelerin kültürlerinden baskınlığı, bir kesim tarafından reddedilse de, bu gün Kuzey Kafkasya halklarının yaklaşık %20’sinin Karaçay Malkarlar gibi Türkçe konuşuyor olmasına rağmen, diğerlerinin eski dillerinin bir kısmının yaşıyor olması bu görüşü desteklemektedir.)

Özellikle son yüzyıldaki Sovyet politikalarının, yeni nesillerin milli bilinç ve tarihi bağları üzerinde bıraktığı olumsuz tesirler halen sürmekle birlikte, Osmanlılar ve diğer akraba milletlerin çöküşüyle birlikte bölgede değişen güç dengelerinin birbirlerinden kopardığı Kuzey Kafkasyalı yerliler, günümüzde artık akrabalarını ve koparıldıkları kardeşlerini yeniden hatırlamakta ve dağınıklıklarına çareler aramaktalar. Örneğin, Kuzey Kafkasyalı aydınların, askerlerin ve siyasetçilerin, sonuncusunu 1917 tarihinde denedikleri (Şimalî Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti) devletleşme girişimleri, bu ortak tarih bilinci ve aidiyet duygusunun eserlerinden biridir. Yeni nesiller, üzerlerindeki olumsuz dış  tesirlerden kurtuldukça, bu girişimler sürecek ve meyve vermesi de hiç zor olmayacaktır. Bununla birlikte, tarih boyunca bir çok kez dış tesirler nedeniyle yarım kalan bu devletleşme girişimlerinin, çeşitli zamanlarda ısrarla tekrarlanmasını, yukarıda bahsetmeye çalıştığımız tarihi ve etnik bağlar dışında  çeşitli mesnetsiz varsayımlarla ve başka türlü “şeylerle” izah etmek te, bize göre şu an mümkün değildir.

Tarih, köken ve dil araştırmaları bir yana, Kuzey Kafkasya halklarının kültürlerine kısaca bir göz attığımızda da aynı bağlarla karşı karşıya kalırız.

Yazılı eserlerden halk oyunlarına, destanlardan ezgilere kadar her yerde ve her şeyde, yukarıda bahsetmeye çalıştığımız müşterek tarihin ve duyguların izlerine rastlamak mümkündür.  Her şiir, her oyun, her destan ve her ezgi, yüzlerce yıldır dışarıdan gelen saldırılara, işgal girişimlerine ve sürgünlere karşı  direnişi, aynı zamanda da ortak vatan duygusunu ve yurt hasretini anlatır.

Halk oyunlarında, kadınlar zarafeti ve asaleti temsil eden hareketler yaparken; erkekler cesareti, gücü, kahramanlığı anlatan çok zor figürlerle oynarlar. Kimi oyunlar, çok yavaş ve hüzünlü melodiler eşliğinde oynanır ama kimi oyunlarda erkekler, ilk kez seyreden birinin şaşırabileceği kadar zor ve çevik hareketler sergilerler.

Yazılı eserler, ezgiler ve şiirler ise çoğu zaman, tıpkı yalçın ve sisli dağlar gibi romantik, hüzünlü ve kahramanlık duygularıyla doludur…

“beni yiğit
beni güzel
beni insan kıldım
şimdi sıra bende
seni özgür
seni vatan kılmak için bağrına dönüyorum
al beni toprağım…” 

(Devam edecek…)

 

 

Facebook hesabınız ile yorum yapın:
Şamil İGDE

Son Karar ve Genç Adam dergilerinde yazdı. 1990’lı yıllarda, Büyük Doğu-İBDA fikir hareketi taraftarlarına düzenlenen 28 Şubat süreci operasyonlarndan birinde gözaltına alındı. 2010 yılına kadar toplam üç kez cezaevine konuldu. İş adamı. Evli ve 2 çocuk babası. Çeçen kökenli ve Sivas’lı. Ebed Bizimdir sitesinin kurucusu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *