Demokrasi

Yunanca Demos; Halk ve, Kratos; İktidar kelimelerinden oluşan “demokrasi” kavramı garp dillerine “Halkın iktidarı” anlamında tercüme edilmiş; yerleşmiştir. Bu sistem, “halkın kendi kendisini yönetmesi” yahut “halkın, kendisini yönetecek vekilleri seçmesi” şeklinde de târif edilir. Başka bir ifadeyle demokrasi, “çoğunluğun egemenliği”, “halkların ve bireylerin özgürlüğü” şeklinde de târif edilir… Demokrasinin, “Kâdim demokrasi”, “Halk demokrasisi”, “Liberal demokrasi”  gibi bir çok çeşidi olması bir tarafa, Modern demokrasilerde bir serbest seçim olması ve çok partili bir sistemin bulunması şarttır.   Modern demokrasilerde serbest seçime katılmak isteyen bütün partiler, önce ülke genelinde seçime girmeye hak kazanacak bir biçimde il ve ilçe örgütlenmelerini tamamlamakla birlikte, parti tüzüklerini anayasa mahkemesi üst kuruluna arz eder, uygun görüldükleri takdirde de seçime girmeye hak kazanırlar. Seçim tarihine üç-beş ay kaldığında ise bütün partiler, demokratik usûl ve kaidelere aykırı olmamak kaydıyla ülke genelinde seçim propagantasını yürütür. Netice itibarıyla her parti her seçim bölgesinde halktan aldığı “oy” nisbetinde Milletvekili çıkarır. Bu milletvekilleri daha ziyade -sözde-, halkı parlamentoda temsil ettiklerini iddia eder. Halktan en çok “oy” alan ve gerekli sayıda milletvekili’ni parlamentoya gönderen parti ise, halka hükûmet etmeye hak kazanır. Bir partiye “oy” veren insanların “ayak takımı”, “vasat insan” yahut “entelektüel” olmasının sayıca hiçbir önemi yoktur. Bu sebepten dolayı bir kısım entelektüel ve aristokrat, demokrasiyi acımasız bir şekilde tenkit eder.

Meselâ, “Demokrasinin temeli fazilettir” diyen Montesquieu gibi birçok filozofun aksine Gobineau, “insanlığın, demokrasi tarafından harap edildiğine” kânidir. Thierry: “Demokratik cumhuriyetlerin sonu ahlâki bir alçalıştır” der. Voltaire ise: “Katıksız demokrasi ayaktakımının despotizmidir.” diyor.

Kâdim Yunan Demokrasisinin “fertlerin esaretine dayanması” gibi modern demokrasilerin de arkaplânda “milletlerin esaret edilmesine dayanması” ile birlikte bugünkü kaos ve anarşi ortamının Batılı demokratlar tarafından oluşturulduğu; halkların bunlar tarafından tahrik edildiği nazara itibara alındığında “demokrasi”nin elzem olmadığına; insanlığın ekseriyetinin refah ve saadetini sağlamadığına kanaat getirilebilir. Dolayısıyla, bazı fikir adamlarının “demokrasi” karşıtı fikir ve kanaatleri, yabana atılamaz.

Dahası; Modern demokrasinin beşiği addedilen Amerika’da Kızılderililerin “oy” kullanma hakkından mahrum bırakılması;  siyah ırka daha dün “oy” kullanma hakkı tanınması; seksen küsür yıl öncesine kadar Fransa ve  İngiltere gibi ülkelerde kadınlara “oy” kullanma hakkı tanınmaması gibi misâller, demokrasi rejimi için başlıbaşına bir garabettir, bir handikaptır.

Ezcümle, demokrasi hakkında daha neler söylenmiştir ki, “Demokrasinin başarıya ulaşabilmesi için siyasi bir aristokrasiye ihtiyaç vardır” diyen Szhumpeter’in bu ifadesi “demokrasi”nin devamınının “olmazsa olmaz” tesbitlerinden en mühimidir. Yâni “siyasi aristokrasi” olmadan demokrasi olmaz. Dolayısıyla demokrasinin “halkın kendi kendisini yönetmesi” şeklindeki târifi bir aldatmaca, bir vehimdir…

Sedat BULUT

 

Sedat BULUT Yazan - Oca 24 2017. Kategori Politika, Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *

Ebed Bizimdir Özel Haber, Yorum ve Makaleler