Garaudy Üzerine Kısa Bir Mülahaza

İnsanlığın Medeniyet Destanı, İslâmiyet ve Sosyalizm, Aforozdan Diyaloğa gibi onlarca eserin altına imza atan Garaudy, düşünce yolculuğuna önce bir Marksist olarak başladığını, bir müddet “Hiristiyanlıkla Marksizmin Diyaloğu” için ömrünü harcadığını, “Medeniyetler Arası Diyalog” falan derken, 8 Nisan 1983 tarihinde Libya’nın Bingâzi Karyünes Üniversitesinin konferans salonunda “İslâmiyeti kabul ettiğini” açıkladı. Bu tarihten sonra ister-istemez İslâm dünyasının ilgisine mazhar olan Garaudy, bilindiği gibi 18 Haziran 2012 tarihinde 99 yaşında “ebedi âleme” göç etti.

Allah’ın Rahmeti, müslümanların üzerine olsun!…

Her büyük düşünür ve dâva adamının ardından yapılan tâziye ve açıklamalar gibi Onun hakkında da birçok açıklama yapıldı. Ülkemizde müslüman düşünürlerin ekseriyeti Garaudy’e “Allah’tan rahmet” diledi, Onu “bizden birisi” olarak nitelendirdi. Bu büyük mütefekkir’in “İslâma olan hizmetlerinden” bahsedildi, “eserlerinden fayda devşirilmesi” tavsiye edildi, vesair.

1983 yılında “müslüman olduğunu ilân eden”, dolayısıyla İslâm dünyasında hemen her müslüman fikir adamı tarafından takdir edilen ve hemen her müslüman tarafından “yere-göğe sığdırılamayan” bu büyük düşünce adamı ve fikirleri hakkında bir mülâhazada bulunmak; fikir ve kanaatlerini bir makale ile tahlil etmek, elbette kolay değil. Dolayısıyla buradaki tahlilimizin, söyleyecek çok şeyimiz olduğuna; söylenecek çok şey olması gerektiğine dair bir mukaddime olarak değerlendirilmesi gerektiğini hasseten hatırlatırız.

Daha açıkçası; Emeviler döneminden itibaren devletiyle, halifesiyle, müçtehidiyle, fakihiyle, ulemâsıyla, hak mezhebleriyle, müntesibleriyle, hukuk-fıkıhlarıyla, gelenekleriyle müslümanları ve tarihini haklı-haksız sorgulayan Garaudy’un fikir ve kanaatlerinin ekseriyetinin hemen kabul edilmemesi ve “SORGULANMASI” gerektiğini, ziyadesiyle hatırlatalım. Bir şahsın fikir ve dâva adamı olmasını ve  bir kısım fikirlerini takdir etmenin, Onun, fikir ve kanaatlerinin hepsini peşinen kabul etmek anlamına gelmeyeceği mâlûm ki, asla tenkit edilmemesi gereken; “yanlışları bile doğrulara vesile olan…” Seçkin Şahsiyetler-Topluluğu ve Mihrak Şahsiyetler, tarihte ender olarak zuhur eder. Bunlara tâbi olanlara; “müjdeler olsun!” denilmiştir.

Bu kısa girizgâhtan sonra; “İslâmı seçmekle çağı seçtim!” diyen, yani niçin müslüman olduğunu açıklayan, dolayısıyla müslümanlar tarafından takdire mazhar olan Garaudy, dilerseniz, ileriki yıllarda nasıl ve ne şekilde müslüman olduğunu da açıklasın?; buyurun:

“Ben İslâm’a bir kolumun altında Kitab-ı Mukaddes, diğer kolumun altında Marks’ın Kapital’i ile geldim. İkisini de bırakmamaya kararlılıyım”

Riyad’da Suudlu bir gazeteciyle yaptığım 8 Mart 1986’daki görüşme bu şekilde bitiyordu. Aynı gün Kral, Fahd’ın kardeşi Prens Abdullah iki İtalyan biyologla birlikte bana (kendilerinin tâbiriyle Arapların “Nobeli”) Faysal Ödülü’nü verdi. (Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum. Roger Garaudy. Çev: Cemal Aydın. Pınar yay. Nisan 2005. sy, 317.)

Hemen soralım: Bu nasıl ihtida?; böyle müslüman olunur mu?…

Birisi, “Kitab-ı Mukaddes ve Kapital’i bırakmamaya kararlı” olduğunu söyler, diğeri, Vedalar ve Şakuntalayı; Hinduizmi; Canizmi, bir başkası Zerdüşt ve Ahuramazda’yı; Farsiliği; Mecûsiliği, bir başkası faşizmi, narsizmi, anarşizmi vesair din ve ideolojileri “bırakmamaya kararlı” olduğunu fakat, “İslâm’a geldiğini” ısrarla vurgular, ve bu “kararlılık” takdire değer bulunursa; hiçbir şekilde tenkide mevzuu olmazsa, netice nereye varır?; İhvan-ı Safâ veya Ekber Şah’ın “eklektizmine” varır, değil mi?.

Böyle müslümanlığın hani- “entegrizm”de; gelenekte yeri olmaması bir tarafa, Kur’an ve Sünnette yeri yoktur. İncil ve Tevrat’ın aslının bir “Nur olduğu”nu beyan buyuran Kur’an, tahrif edilmiş olan bu kitapların bu hâliyle tilâvet edilmesini kesinlikle buyurmaz. Ki, Kur’an’ın, bu “Nurlu Kitapların” aslına işaret buyurması; buradaki bazı asılları bildirmesi, Resûlullah’ın hadis-i şerifleri, müslümanlara kifâyet eder. Öyle ki meâlen; “İsrailiyattan bazı hakikatleri anlatmanızda herhangi bir mahsur yoktur!” buyurulması, bu kifâyetin ziyadesidir. Kısaca, Allah’ın Resûlünün sağında o gün mevcut olan İncil, solunda o gün mevcut olan Tevrat yoktu, yani O, Ümmeti sadece Kur’an ve Sünnet ile irşad etti. Belli bir devirden sonra bu kitaplarda olan bazı asıllar vesilesiyle insanları irşad etmek vazifesi ise meâlen; “Hikmet, mü’minin yitik malıdır. Nerede bulursa alır!” ölçüsüne binâen, “hakikatleri aslına ircâ etmek” gibi bir vazifesi olan, ehli iman ve irafana mahsus bir imtiyaz olsa gerektir… (Bunlara dair nakil ve ıspat, dolayısıyla bu çerçevede bir reddiye yazmanın bu makale için uzun olacağını; mevzubahis olmayacağını takdir edersiniz ki, diğer meseleleri de çok kısa olarak tahlil ve tenkit etmek gibi kastımız olduğunu bu vesileyle bir kez daha hatırlatalım.)

“Kitab-ı Mukaddes’i bırakmamaya kararlı” olduğunu ısrarlar vurgulayan Garaudy’un bu “kararlılığı”, “lâf olsun, torba dolsun” hesabı değil, O’nun(tahrif edilmiş hâliyle) topyekûn “okunmasına” yöneliktir. Bu ısrarındaki bir başka referansı ise, Mısır işgalci Vâlisi Cromer’in tâlimatıyla el-Ezher’e Şeyh olarak atanan Abduh’a ait olan şu ifadelerdir:

“Kur’an’ın sık sık tekrarlanan öğretisine sâdık olan Şeyh Muhammed Abduh, bir İngiliz papazına şöyle yazıyordu: “Bana göre, Kitab-ı Mukaddes, İncil ve Kur’an, birbirine uyan üç kitaptır, aralarında sıkı bağlar olan üç öğretidir; din adamları üçünü de incelerler ve aynı şekilde onlara saygı duyarlar; böylece ilâhi öğreti kendini tamamlar ve O’nun gerçek dini bütün dinler aracılığıyla parıldar.”

Daha sonra Garaudy şöyle devam eder:

“Bizzat Kur’an metni, Peygamberin arkadaşlarından birisinin Kitab-ı Mukaddes’i okumasını kınamış olduğunu haber veren sözde bir hadisin yanlışlığını göstermektedir.

Önceki vahiyleri nesh eden değil fakat doğruyalan İslâm’ın son vahiy olarak parlamasını fakirleştirmeye götüren Kur’an ile taban tabana zıd olan bu tür uydurma hadislerdir. (Yaşayan İslâm. Roger Garaudy. Çev: Mehmet Bayraktar. Pınar yay.  4. Baskı. Aralık 2006. sy, 87)

Burada, hemen bütün oryantalistler ve bu tesirle hareket eden müstağriblerin bir kısmının “topyekûn hadis inkârcılığı” ve bir kısmının “hadisleri tenkide tâbi tutmaktan”; ayıklayarak çok aza indirgemek gerektiğinden “dem” vurmalarındaki asıl kastın nelere; hangi değerlerin iptaline atfen olduğu da, bu vesileyle anlaşılmalıdır. Yani, oryantalistler ve bir kısım müstağrib tarafından “hadisleri inkâr etme” kastının birisinin; belki de en mühim sebebinin, Kur’an dışındaki Kitapların (Kapital dahil) bir ibadet şuuruyla veya bir ufuk açması kastıyla; bir “tamamlayıcı vazifesi” gördürmek kastıyla okunmasında herhangi bir mahsur olmadığını iddia etmekten mülhem olduğu anlaşılmalıdır. Bunların “İslâm sosyalizmi”(!) şeklinde feveranları da, buna dair bir misâldir ki, mâzideki birçok eserin “kalın tortu” olduğunu iddia edenlerin bu tavrı; hemen her meselede bir çelişki girdabına daldıkları, ehl-i iman ve irfanın nazarından uzak değildir.

Dahası, hem Kur’an’ın önceki Kitapları “nesh ettiğini” inkâr eden, hem de Kur’an’da “nasih ve mensuh” âyetlerini inkâr eden bir kısım oryantalist ve mukallit müstağribin (Garaudy, bu inkârcılardan birisidir) bu inkârının en mühim sebebi (tahrif edilmiş olan) “Kitab-ı Mukaddes ve İncil”in topyekûn huşû(!) içinde okunmasını temenni etmektir. Yukarıdaki ifadeler, buna dair bir misâl olarak kifayet eder. Böylesine bâtıl bulaşığı ifade ve  iddialar ise, kesinlikle SORGULANMALIDIR.

Devam ediyoruz:

“Hiçbir yerde[Kur’an’ın] “Peygamber Sünneti” deyimi görülmez. Bu yokluk, tamamen doğrulanmıştır; çünkü Vahyin dışında Peygamber’in sadece başkaları gibi bir insan olduğunu Kur’an tasrih etmektedir. Yani o yanılabilir ve günah işleyebilir.” (Yaşayan İslâm. Roger Garaudy. Çev: Mehmet Bayraktar. Pınar yay.  4. Baskı. Aralık 2006. sy, 65-66.) şeklinde bâtıl bir iddiada bulunan Garaudy efendi, vehimlerin gölgesinde ürettiği bu bâtıl iddiasını ise; “Peygambere atfedilen sözlere-hadislere sistematik olarak bir kural değeri kazandıran peygamber sünneti kavramı, peygamberin ölümünden sonra ve Kur’an’ın dışında sokulmuştur. İki asır boyunca otantik birkaç hadisten sonra, tam mânâsıyla bir hadisler enflasyonu yaşanmıştır.” (Entegrizm- Kültürel intihar. Roger Garaudy. Çev: Kâmil Bilgin Çileçöp. Pınar yay. İkinci Basım. Ocak 1993. sy, 88) şeklinde pekiştitir. Hâlbuki; “Sünnet çok değerli bir kaynaktır.” (İslâm ve İnsanlığın Geleceği. Roger Garaudy. Çev: Cemal Aydın. Pınar yay. Ekim 1991. sy, 59) diyen de kendisidir.

Bir zaman “sünnet kavramı Kur’an’ın dışında sokulmuştur” diyeceksin, diğer bir zaman da “sünnet çok değerli bir kaynaktır” diyeceksin. Bu ne çelişki?. Dahası; sadece “zelle” sahibi olan fakat, anında Allah tarafından düzeltilen, tahkim edilen; “İsmet” sıfatı olan Peygamberlere “günah işleyebilir”, denilebilir mi?…

Gerçi “Kapital’i bırakmamaya kararlı” olan birisi için bu bir çelişki olmaz, zira Kapital “Kur’an dışında” olmasına rağmen “bırakılmadığına” göre Sünnet, hayda hayda “değerli bir kaynak” olarak tâbir edilebilir, ne var bunda? diyebilirler ki, burada dikkat çekmek istediğimiz husus, “sünnetin değerli bir kaynak” olduğunu iddia eden bir şahsın bunu, “Kur’an dışı” olarak tâbir etmesidir. Hâlbuki Sünnet, bizzat Kur’an tarafından tasdik edilir, tavsiye buyurulur; Kur’an’dandır.  Dolayısıyla, kendinden mülhem kaziyelerin tamamı hani- “Kur’an dışı” olan bir şahsın hemen her söylediği şey, SORGULANMALIDIR.

Bir müfessir İhlâs Sûresini kısaca; “…Putperestler Allah’a şirk koşarken yine de Allah’ı baş ilâh tanıdıkları ve ona tali derecedeki diğer ilâhlardan ayrıcalık tanıdıkları ve diğerlerini daha aşağı derecede yardımcı ilâhlar kabul etttikleri, yani ilâh diye taptıkları putlardan hiçbirini Allah’a eşit ve ona denk saymadıkları hâlde, hıristiyanlar, teslis(üçleme) inançlarında üçün üçünü de eşit yapmışlardır. Bununla yetinmeyip üçünü de oğulun şahsında toplamışlardır, orada birleştirmişlerdir. İşte bunların hepsini üç bakımdan açıkça red ve iptal ile Hakk’a irşad için buyurulmuştur ki:

“O doğurmadı. Ve doğrulmadı..O’na denk ve küfüv de olmadı.”(İhlâs: 3-4) (Hak Dini Kur’an Dili. Elmalılı Hamdi Yazır. Cilt 10. sy, 102.) takdim eder ve bir kısım hıristiyanların inancına dair olarak bir reddiye olarak telâkki ederken bu Sûreyi; “Müslümanlar tarafından Hıristiyanlara yöneltilen “Üçlü Allah’çılık” ithamlarını da bir yana bırakıyoruz. Çünkü 112, sûre olan İhlas sûresindeki: “De ki: O Allah birdir…Doğurmamıştır, doğmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi değildir” ifadesi 1215 yılında Teslis konusunda toplanan Latran Konsili’nin metninde de hemen hemen aynı şekilde tekrarlanmıştır: “Allah, Baba, Oğul ve Ruhulkuds’tür. Bu gerçeklik doğurmaz ve doğrulmaz.” (İslâm ve İnsanlığın Geleceği. Roger Garaudy. Çev: Cemal Aydın. Pınar yay. Ekim 1991. sy,13) şeklinde yorumlayan bir şahsın, “Allah inancı”(!) dahi SURGULANMALIDIR.

Müslümanların, değil hiristiyanları “Üçlü Allah’çılık” şeklinde “itham” etmeleri, hiçbir müşrik toplumu hâşâ!- “Üçlü-beşli Allah’çı” diye itham etmeleri kesinlikle mevzubahis değildir, çünkü; İslâm itikadında Allah birdir, sayı üstü birdir, idraklerin ötesindedir. Dahası, Allah lâfz-ı celili hiçbir dile tam olarak tercüme edilemez, meâli yapılamaz. Dolayısıyla Allah’a şerik koşanlara hâşâ- “çok Allah’çı” denmez, “putperest, müşrik, tâğuta tapanlar,  vb.” denir. Kısaca, Allah’dan başka edinilen hiçbir ilâha, Allah denmez. Edinilen diğer İlâh’ların gerçek İLÂH olmadığı; “uydurma” olduğu, ısrarla vurgulanır.

Diğer taraftan, burada bir “itham”; bir şahsa veya bir topluluğa herhangi bir suç, kusur isnad etmek mevzubahis ise bu “ithamcının” Garaudy olduğu âşikârdır. İtham; başkasında olmayan bir suç ve kusuru ona isnad etmek değil mi?; “Latran Konsili’nin metninde: “Allah, Baba, Oğul ve Ruhulkuds’tür” diyen sen değil misin?. Bir şahıs veya topluluğun “dediği veya kabul ettiği şey” ile vasıflandırılması, bir “itham” olmaz ki.(Bu terkibe müslümanlar hâşâ!- “üç Allah’çı” demez, “şirk ehli vb.” der.)

Böyle bir ifade İslâm itikadında Allah’a şerik koşmaktır. Bazı istisnalar hâriç, Hıristiyanların, Allah’a şirk koştuklarını bizzat Kur’an, gerek İsa(a.s.)’ın şahsında olsun, gerekse başka misâllerle olsun, defaaten beyan buyurur. Bunu inkâr etmek, bilerek veya bilmeyerek Kur’an âyetlerini inkâr etmektir ki, İhlâs Sûresindeki Allah inancıyla-târifiyle, “Latran Konsili’ndeki metnin hemen hemen aynı olduğunu” iddia etmek, “Kur’an’ı tezvir-yalan tuzağı” yapmaktan başka bir şey değildir. Dolayısıyla bilerek veya bilmeyerek Kur’an âyetlerini inkâr eden veya “Kur’an’ı tezvir tuzağı” yapan bir şahsın İslâm adına hemen her söylediği şey; Kur’an, Sünnet, İcmâ ve Kıyas’a muhalif olan her söylediği söz, kesinlikle SORGULANMALIDIR…

GARAUDY’UN SORGULANMASI GEREKEN KAZİYELERİNE DAİR EK OLARAK BİRKAÇ MİSÂL

Garaudy, Pakistan Devlet Başkanı Ziya ül-Hakk’ı “Demokrasiyi uygulamıyor!” diye,  hıristiyan Regan’a şikâyet eden Fazlurrahman’ın; “prenslerin dalkavukları olan ulemâ ve fukahanın “Bin seneden beri halkı Kur’an’ı anlamaz duruma soktuklarının” (sy,100) altını çizdikten sonra, aynı “dalkavuğun” bâtıl bulaşığı fikirlerinden mülhem olmak üzere; “Kur’anî vahyin dili, sadece tarihi değil semboliktir. Kur’an’ın tarihiliği, aynı şekilde mesajın vahyedildiği tarihin belirli bir anında, onun anlaşılmasına elveren bir dilde belirli bir topluma hitap etmesidir.” (Yaşayan İslâm. Roger Garaudy. Çev: Mehmet Bayraktar. Pınar yay.  4. Baskı. Aralık 2006. sy,111-112) şeklinde bir iddiada bulunmakla birlikte bu feveranını; “Hayat veren bu Kur’an metni neden Baule dilinde okunmuyor?

Bu hâdise bana fazlasıyla Lâtince âyinleri hatırlatıyor…”(Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum. Roger Garoudy. Çev: Cemal Aydın. Pınar yay. Nisan 2005. sy, 378) şeklinde dile getirir.

Bu ifadeler; “Arapça mahlûk lisanından münezzeh ve Allah’ın, kul parmağı girmemiş kelâmı olan Kur’an’ın” tam olarak başka bir lisana tercüme edileceğini iddia etmektir ki, seçkin müfessir ve âlimler kısaca, “Kur’an kelâmının başka bir dile tam olarak tercüme edilmesinin asla mümkün olmaması dolayısıyla buna meâl(eksik ifade) deneceğini; hiçbir meâle de asla ve kat’a Kur’an denmeyeceğini…” ısrarla vurgular. Bu ve birçok sebepten dolayı tefsir zorunluluğu hâsıl olmuştur ki, tefsir ehli olmak için filoloji ilmi başta olmak üzere on beş kadar ilim bilmek gerektiği, seçkin ulemâ tarafından ısrarla vurgulanır. Ayrıca, “Kur’an’ın tarihselliği” gibi bir bahis, O’nun, ebedî ve ezelî oluşuyla bağdaşmasa gerektir. Allah kelâmının hadis; sonradan olma, yaratılan; mahlûk olmadığı beyan buyurulmuştur. Dolayısıyla Garaudy’un bu ifadeleri, derinlemesine SORGULANMALIDIR.

Garaudy, Miraç Hâdisesinin beden ve ruh birlikte değil, sadece rüya’da vukuu bulduğunu; “Hz. Peygamber rüyasında dünyayı ve insanları toptan temâşa etmek üzere, bir insanın çıkabileceği en yüksek nokta olan Yüce Allah’ın yakınlarına kadar yükselerek bütün göklerin katlarını dolaşır” şeklinde ifade eder.  Bu “İsrâ-gece yolculuğu” hâdisesini bir “mûcize” olarak telâkki  eden müslümanların alayını da; “Mûcize heveslileri bunu bir rüya değil de mûcizevi bir seyahat olarak değerlendirmek maksadıyla, Hz. Peygamber’in Mekke’den Kudüs’e “Gece Yolculuğu” ile ilgili ilk âyet hakkındaki tefsirleri toplayıp yığdılar” şeklinde tahkir eder. Ayrıca, “Hz. Peygamber rüyasında dünyayı, Allah’ın görüş noktasından görmektedir” (Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum. Roger Garaudy. Çev: Cemal Aydın. Pınar yay. Nisan 2005. sy,231.) falan der ki, bu ifade hâşâ!- Allah’a mekân tâyin etmek anlamına gelir. Böylesine inanışların Mücessime fırkasına mensup olan sapıklara ait olduğu tarihen sâbittir. Tahkik ehli müslümanlar ise, böylesine yargı ve inançlardan ıraktır; mü’minleri bu meselede “kafa yormaktan”(!) men ederler.

İsrâ ve Mîrac’la ilgili bazı Âyet-i kerime meâlleri:

“Kulu Muhammed’i bir gece, Mescid-i Haram’dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübârek kıldığımız, Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.”(İsrâ Sûresi: 1)

“Vaktiyle sana şöyle vahyettiğimizi hatırla: “Haberin olsun ki, Rabbin insanları kuşatmıştır.(isrâ gecesi)  o sana gösterdiğimiz temâşayı ve Kur’an’da lânet edilen ağacı da sırf insanlara bir imtihan için yapmışızdır. Biz onları tehdit ediyoruz, fakat bu onlara ancak büyük bir taşkınlık arttırmaktan başka bir netice vermiyor.” (İsrâ Sûresi: 60)

“İnmekte olan necme(yıldıza, kısım kısım inen Kur’an’a) yemin olsun ki..Arkadaşınız(Muhammed) şaşırmadı, azıtmadı da..Ve hevâdan(arzularına göre) söylemiyor..O(Kur’an) sadece bir vahiydir, ancak vahyolunur..Ona kuvveleri çok güçlü olan(Cebrail) öğretti..Bir kuvvet sahibidir; hemen doruklandı (doğruldu)..O en yüksek ufukta iken..Sonra(Cebrail Muhammed’e) yaklaştı da(aşağıya) sarktı..Onunla arasındaki mesâfe iki yay boyu oldu, hatta daha da az kaldı..Verdi kuluna verdiği vahyi..Gözünün gördüğünü kâlb yalanlamadı..Şimdi siz onun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz?Mücadele mi ediyorsunuz?.Andolsun ki O, onu bir daha da inişinde..Sidretû’l-Münteha’nın yanında gördü..Ki, Cennetü’l-Me’vâ onun yanındadır..O zaman ki, o Sidreyi bürüyen bürüyordu..Göz, ne şaştı, ne de(sınırı) aştı..Vallahi gördü, Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü  gördü..Siz de gördünüz değil mi Lât ve Uzza’yı?.Ve üçüncü olarak ta öteki Menat’ı?.Size erkek, O’na dişi(aitmiş) öyle mi?.Öyle ise bu çok hayıflı(insafsızca) bir taksimdir..Onlar(putlar), hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığı kuru anlamsız isimler. Allah, onlara öyle bir saltanat indirmedi. Yalnız zanna ve nefislerinin istediğine tâbi oluyorlar. Hâlbuki Rablerinden kendilerine doğru yolu gösteren gelmiştir.” (Necm: 1…..23)

Bu âyet meâllerinin tefsirinin ehlinden tâkip edilmesi gerekir ki, Mirac’ın “bedenen değil, rüyada cereyan ettiğinin” iddia edilmesinin mutlaka SORGULANMASI gerektiği açıktır. Âyette Resûlullah(a.s.v.)’in meâlen; “en yüksek ufukta” ve; “Sidretûl-Münteha’nın yanında (Cebrail’i) görmesi”, bu hâdisede “göz” ve “kâlb”in ayrı ayrı zikredilmesi mevzubahistir. Allah’ın Kudreti, kesinlikle tartışılamaz…

“İslâm’ı şeytanlaştırma arzusunun tipik bir örneği (ki bu asırlardan günümüze kadar var), cihad kelimesinin “kutsal savaş” ile tercüme edilmesidir. Kutsal savaş kavramı, örneğin haçlıları kutsamak için hıristiyan geleneğinin özel bir icadıdır…”.(Yaşayan İslâm. Roger Garaudy. Çev: Mehmet Bayraktar. Pınar yay. Dördüncü Baskı. Aralık 2006. sy, 106-107.) diye cihadı inkâr kastı güden ve İslâmi Cihad sevdâlısı olan herkesi “entegrist” olmakla suçlandıran, buna nazaran Marksist olmayı “hoş gören” ve; “Marx’ın düşüncesi entegrist doğmacılığın aksi olan tenkitçi felsefenin bir ürünüdür” (Entegrizm-Kültürel intihar. Roger Garaudy. Pınar yay. İkinci Basım. Ocak 1993. sy, 26.) diyen fakat, “İslâmcılık, İslâmın bir hastalığıdır; entegrizmin bütün dinlerin bir hastalığı olması gibi. (Yaşayan İslâm. Roger Garaudy. Çev: Mehmet Bayraktar. Pınar yay.  4. Baskı. Aralık 2006. sy, 77) şeklinde müslümanların herşeyini sorgulayan, hatta bir mesele üzerinde tahlil yaparken; “Burada bir tabuya dokunmuş oldum: Kur’an’ın metnine sıkı sıkıya bağlı “sarıklılar” köpürüyorlar. Bir Kur’an âyetini, onun mutlak değerini tartışmaya açmak!..Umut mu? (Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum. Roger Garoudy. Çev: Cemal Aydın. Pınar yay. Nisan 2005. sy, 345-346) şeklinde hezeyanlarından medet uman bir şahsın müslümanlığını, “tartışmaya açmak” gerekir.

Diğer bir ifadeyle, “bir Kur’an âyetini, onun mutlak değerini tartışmaya açmak”tan bahseden ve, bu bâtıl kaziyenin bazı kendini bilmezler tarafından takdir edilmesini bir “umut” olarak telâkki eden bir şahsın (her ne kadar perestijkârlarını “köpürtse” bile) müslümanlığını “tartışmaya açmak” gerektiğinin zarurî olduğu; İslâm adına kestiği ahkâmların ekseriyetini SORGULAMAK gerektiği açıktır. Emevilerden itibaren müslüman cemiyetin müslümanlığını sorgulayan bir şahsın müslümanlığının sorgulanmasından rahatsız olmamak icabeder. Dolayısıyla Garaudy’un müslümanlığını mutlaka SORGULAMAK GEREKİR.

Hak Mezheplere bağımlılığı köküne kadar reddeden; tarihteki her İslâm devleti’nin bir veya birkaç mezhebin fıkhıyla hareket etmesinden dolayı İslâm Devleti olmadığını, Asr-ı Saadet devrinde mezhep olmadığı argümanıyla(!) reddeden fakat, laikliğe prim veren, Sultan Galiyev’den Bin Bella’ya, Mişel Eflak’tan Kaddafi’ye, Nâsır’dan Burgiba’ya kadar “İslâm sosyalizmi” adı altında üflenen masalları alkış yağmuruna tutan ve neticede; “Şu hâlde ben, Kur’an’dan veya Kitabı Mukaddes’ten çıkarılmış bir öğretiye ve kurumlara değil, Nasıları İsa’nın veya Kur’an’ın bize bildirmiş olduğu tam anlamıyla insana özgü, aşkın ve toplumcu boyutlarından insanı koparmayan bir sosyalizme, hıristiyan sosyalizmi veya İslâm sosyalizmi adını vereceğim.”(Yaşayanlara Çağrı. Roger Garaudy. Çev: C. Aydın. N. Aydoğan. Pınar yay. 4. Basım. Ekim 2005. sy, 386.) diyen, dahası; “Kierkegaard, Mark ve Nietzsche aracılığıyla Kant’ın eleştirisini sonuna kadar götürmek…Böylece onların tenkit alevleri içinde putlarımızın son döküntülerini de yakmak…Sonra da Dostoyevski ile ahlâkın sıfır yılını, Einstein’le ahlâkın hayatla birlik ve bütünlüğü ve siyasette tarihin yapılmakta olduğu düşüncesini yeniden yaşamak…Bütün bunlar gerçek Allah’a hizmet etmek demektir.” (İslâm ve İnsanlığın Geleceği. Roger Garaudy. Çev: Cemal Aydın. Pınar yay. Ekim 1991. sy, 76) şeklinde bâtıl kaziyeler üfleyen, ve  daha neler üfleyen Garaudy’u “SORGULAMAK GEREKMEZ!” denilebilir mi?.

Ve daha neler ve neler ki, böylesine bâtıl kaziyeleri “Hak din” üzerine oturtmak isteyen bir şahsın “İbrahimi dinlerarası diyalog” tezini de, mutlaka SORGULAMAK GEREKİR.

DİNLERARASI DİYALOGTAN KASIT NE?

“Diyalog, ne mukayeseli dinler tarihi uzmanlarının bir konferansıdır ne de farklı mezhep ilâhiyatçılarının bir çarpışması. Diyalog, diğerlerindeki imanın kendi imanını zenginleştirebileceği, kendilerinde gizli kalmış bir boyutun keşfedilmesine yardımcı olabileceği yolundaki hayati tehlikeyi ve hipotezi kabul eden iman sahibi insanların biraraya gelişidir..

Bütün dinler ve bütün bilgiler aynı hedefi gözetmiyorlar mı?” (Entegrizm-Kültürel intihar. Roger Garaudy. Çev: Kâmil Bilgin Çileçöp. Pınar yay. İkinci Basım. Ocak 1993. sy, 17-138) şeklinde genel hezeyanlarının yanı sıra “İbrahimi dinlerarası diyalog” yaftası altında insanlığı birleştirmek azmi güden Garaody, buna mâni olan en büyük engelin “entegrizm” olduğunu ısrarla vurgular. Entegrizmi ise; “dini veya siyasi olsun bir inancı, tarihinin bir önceki döneminde sahip olduğu kültür yapısı veya müesseseleriyle özdeşleştirmektir. Böylece mutlak bir doğruya mâlik olduğuna inanmak ve onun kabullenilmesini dayatmaktır.” (Entegrizm-Kültürel intihar. Roger Garaudy. Çev: Kâmil Bilgin Çileçöp. Pınar yay. İkinci Basım. Ocak 1993. sy, 9.) şeklinde târif eden Garaudy, bunun şiddetle reddedilmesi gerektiğini vurgulamayı da ihmâl etmez. Buna dair olarak da Efgani, Abduh, İkbâl ve Gannuşi gibi mezhepsiz şahısların verdiği mücadeleyi öve öve bitiremez. Hatta, eklektik Ekber Şah dahi, Garaudy’un nazarında “evrensel bir zihniyet” olarak kabul görür. Şöyle ki:

“1575 yılında Ekber, bütün sünni taraftarların muhaletine rağmen, Brahmanları, Budistleri, Parsiler ve hıristiyanları(genellikle Portekiz Cizvitleri) kabul eden bir “Din Evi” yaptırttı” diye Ekber’i takdir eder. Dahası;

“Bütün ülkelerin fanatikleri özellikle Kâbil ve Özbekistan’ın ayrılıkçı ulemâsı, onu mahkûm eden fetva verdiler. 1602’de veziri ve dostu Ebu’l-Fazıl tarafından katledildi.” (Yaşayan İslâm. Roger Garaudy. Çev: Mehmet Bayraktar. Pınar yay. Dördüncü Baskı. Aralık 2006. sy, 58-59) diye feveran eder. Yani, Ekber gibi eklektik anlayışa sahip olanların katline ferman vermek, “evrensel hakikat”(!) sevdâsı ile yanıp-tutuşan insanlara yapılan en büyük zulümdür. Çünkü; Garaudy’e göre “evrensel hakikat” olmadan İslâm, bugünün sorunlarının üstesinden gelemez. Garaudy, bu iddiasını güya- batı hegemonyasına karşı bir argüman olarak ileri sürer ki, hâkim sınıf tarafından ezilen halkların, ve müslümanların teveccühüne mazhar olabilsin.

Garaudy’un iddiası kısaca şöyle:

“İslâm’ın bugün Batı hegemonyasının iflasıyla ortaya çıkan problemlere cevap getirebileceğini söylemek,

*İslâm tek başına bu işin hakkından gelir;

* İslâm çağımızın bütün problemleri için “önceden hazır” çözümlere sahiptir

demek değildir. “

“…Bugün İslâm, ancak toplayabildikleri bütün bilgeliklere ve bütün inançlara açılmak suretiyle yeniden yürüyüşünü başlatabilir.” (İslâm ve İnsanlığın Geleceği. Roger Garaudy. Çev: Cemal Aydın. Pınar yay. Ekim 1991. sy,29-30)

Meâlen; “Hikmet, mü’minin yitik  malıdır. Nerede bulursa alır!” “ölçü”süne binâen ve; “Bütün hakikatler Allah’tan zuhur eder!” hikmeti çerçevesinde, dünya irfanında bulunan bütün hakikatlerin ehl-i iman ve irfan tarafından “aslına ircâ edilmesi” başka, oradan-buradan hakikat(!) toplamak bambaşka bir şeydir. Kısaca; müslümanlara “İslâm” yeter; İslâmın emrini tatbik etmek yeter. Dolayısıyla Garaudy’un bu ve benzeri bâtıl bulaşığı ifadelerini ve hezeyanlarını derhâl SORGULAMAK gerekir.

Neticede; “Ben İslâm’a bir kolumun altında Kitab-ı Mukaddes, diğer kolumun altında Marks’ın Kapital’i ile geldim. İkisini de bırakmamaya kararlılıyım” diyen Garaudy’un “İbrahimi dinlerarası diyalog” tezinden neyi murad ettiğini, çok açık bir şekilde SORGULAMAK gerekir.

Hıristiyan dünyasına; “İlle de eski Grek-Roma kalıbına dökülmek istendiği için İslâm âlemi hıristiyanlaştırılamadı. Oysa İslâm âlemi ancak, İslâm’dan hareket edilerek hıristiyanlaştırılabilir.” (Yaşayanlara Çağrı. Roger Garaudy. Çev: C. Aydın. N. Aydoğan. Pınar yay. 4. Basım. Ekim 2005. sy, 332.) şeklinde bir “tez” öneren Garaudy’un “İbrahimi dinlerarası diyalog”tan biricik kastının, “İslâm âlemini hiristiyanlaştırmak” çabasından mülhem olup-olmadığını, kesinlikle SORGULAMAK GEREKİR.

Bu ülke’nin gerçek aydınlarını ve azimeti tercih eden bütün müslümanları, Garaudy’un fikirlerini; Kur’an, Sünnet, İcmâ ve Kıyas’a aykırı olan bâtıl düşüncelerini SORGULAMAYA dâvet ediyoruz. Buna itiraz etmek isteyenleri ise önce, Emevilerden itibaren müslüman cemiyetin her türlü değerini sorgulayan bir şahsa itiraz etmesi gerektiğini hasseten hatırlatırız.

Bir şahsa, bin dört yüz küsür yıllık tarih tercih edilemez; irfan hazinesi “şunun-bunun” tarafından “entegrislik, diyalog vb.” adı altında üflemelerine mahkûm edilemez. Değil mi?

Hatta, Garaudy’un geçen yüzyılın sonunda ve bu yüzyılın başında yaşayan en kavi bir oryantalist olup-olmadığını veya; oryantalist ahkâm ve mukallit müstağriblerin tesiriyle hareket eden birisi olup-olmadığını hasseten SORGULAMAK GEREKİR.

Buna şiddetle ihtiyaç vardır. Vesselâm.
Sedat BULUT http://sedatbulut.net

Sedat BULUT Yazan - Oca 22 2017. Kategori Yazarlar. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

Göndermeden önce alttaki eksik işlemi tamamlayınız. *

Ebed Bizimdir Özel Haber, Yorum ve Makaleler